Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3-1 Galatasaray//Yazıklar Olsun!!

Yazacağım o kadar çok şey var ki maç ile alakalı. Maç öncesinde ve hemen sonrasında düşündüklerimi ve hissettiklerimi yazmış olsaydım muhtemelen 2-3 cilt falan tutardı.. Şimdi sadece kızgınlığıma anlatmak istiyorum. Çünkü artık hüzün, mutsuzluk değil tamamen öfke duyuyorum..
-Bir mor menekşe ağlıyor mu ne:)))

-'mor'inho dahi gelse Galatasaray'ı kurtaramaz

-RTÜK Şükrü Saraçoğlu Stadı'nı kapatıyormuş. Çünkü Fener-Galatasaray karşılaşmaları Cim-Bom'lu çocukların ruh sağlını bozuyormuş:)))

-Galatasaray camiasına verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.

-Galatasaray, Fenerbahçe'yi AİHM'ye verse milyonlarca Euro tazminat alır. Böyle işkence yapılır mı? Her sene her sene.

-Obama Cimbom'a yardım et.

- Sarı-kırmızı-mor-turuncu farketmez Fener Galatasaray'ı gördümü affetmez

- Bir varmış,bir yokmuş.Bir GS varmış,devamlı FBye yenilirmiş.

- Alışmışız artık 4'lere 5'lere o yüzden 3 kimseyi kesmedi:))

- Fener- GS maçlarını izlemiyorum. GS,FB' yi yenemedikçe bu ülke düzelmez.

- Kadıköy'de galibiyet görenler parmak kaldırsın.

- Galatasaray Kadıköy'de FENERBAHÇE'yi en son yendiğinde Süleyman Demirel Cumhurbaşkanıydı;)))))

- KOD ADI : Aslan terbiyecisiGÖREVİ: Galatasaray'ı farklı yenmek

- Onlar da insan onlar da sevinmek FB'ye karşı Kadıköy'de kazanmak istiyorlar.

- Aslan terbiyecileri için yine normal bir geceydi. Büyütülecek bir şey yok.

- Florya’da bazı G.Saray taraftarlarının tura çıktığını gördüm. Meğer 6 yemedik diye kutlama
yapıyorlarmış
- Bir kere de G.Saray maçı üzüntüsü yaşasak. İyice tadı kaçtı..

-Neden devlet bu 6saraya sahip cikmiyor:)))-Mormenekseler kanarya gribinden bir türlü kurtulamıyorlarrrr-))
İnternette dolaşan 'geyik'ler bunlar.. Galatasaray taraftarları bunları görüp sinir oluyorlar, hırslanıyorlar(ben çok takmam normalde ama artık benim de canımı fazlasıyla sıkıyor ve acıtıyor bu durum) ama sahaya baktığınız zaman en fazla koşan futbolcu Mustafa Sarp:7800 m civarı.. Takım olarak katedilen toplam mesafe 75 km.. 13 kişi oynadı Baros'u saymazsak dün gece.. Ortalama 5769 metre yapar.. 9 senedir kaybettiğin stada gidiyorsun, sırtında Galatasaray forması var, rakip taraftarlar, camia galibiyetten o kadar emin daha maç başlamadan Galatasaray taraftarlarını puan farkı 5 oldu diye kızdırıyorlar ve bu takımda ekstra bir motivasyona, hırsa yol açmıyor.. İşte bu yüzden yazıklar olsun. Amatör ligde futbol oynuyordum, Mart ayında dizimdeki bağlar koptu, menisküsüm yırtıldı, bu sene oynamıyorum, antreman filan da yapmadım haliyle ancak dün gece Galatasaray formasını giyiyor olsaydım eminim ki 5769 metreden fazla koşardım. İşte bu yüzden yazıklar olsun. Birçok kişide eminim ki benim gibi düşünüyordur. Dün o stada giden Galatasaray taraftarları, maçın başına otururken kalp krizi geçirecek kadar heyecan duyan taraftarlar ,ki birçoğunun içkisi sigarası vardır, dün sahada daha fazla mücadele ederdi.

Maç başlıyor Galatasaraylı futbolcular yanlarına pas atamıyorlar, defans her topu ıskalıyor, kendisine yaklaşan Fenerbahçeli oyuncuyu orta sahaya kadar takip ediyorlar (haliyle yerlerini boşaltmış oluyorlar) ilerde oynayanlar geri gelmiyor, ayaklarında top tutamıyorlar vs. vs. Amatörlüğün daniskası. Golü yiyelim diye dua edecek duruma geldim çünkü Galatasaray'ı sadece Anfield Road'da 3-2 kaybettiğimiz maçın ilk devresinde bu kadar amatör, komik, aciz görmüştüm ve takımımı böyle görmektense 3-4 farklı yenilgi almayı göze almıştım.

İlk gol ofsayt, penaltı penaltı değil hatta aynı pozisyonda Nonda sarı kart gördü Alex penaltı kullandı. Emre Belezoğlu kart görmeden maçı tamamlıyor. Baros'u yan hakemin gözü önünde sakatlıyor, Ayhan'a arkadan müdahale ediyor ses yok Ayhan hakemi alkışlıyor sarı kart veriyor. Keita'nın kırmızı kartında 4 saniye boyunca Carlos faul yapıyor, iki ayağını Keita'ya dolamış kollarıyla boğazını tutuyor, fırsat buldukça diz atıyor, ama Keita yumruk atmadan düdüğünü çalmaya tenezzül etmiyor. Carlos'un arabalarının arka camına asılan köpek gibi 4 saniye boyunca Keita'ya sarılmasına göz yummasa belki Keita atılmayak ki öncesinde yabancı maddeyle yaralanmış bu adam ve sen bu adamı koruyacak hiçbirşey yapmıyorsun, ne bir anaons yaptırıyorsun ne de o maddeyi 4.hakemine götürüyorsun Keita bunu yapınca sarı kart veriyorsun(Doğru karar).

Şimdi bunları yazdım diye birçok kişi hakemi suçlayarak kendimi rahatlattığımı düşüncek ancak bunları şunun için yazdım;

Bütün bu yukarda yazdıklarım hakemin Galatasaray aleyhine yaptığı fahiş hatalardır(Fenerbahçe aleyhine olanlar da vardı ancak Galatasaray'ın canı daha fazla yandı) ve bunların tartışmasını bile yapmam. Ancak bu hatalar olmasaydı, hatta ve hatta bunlar Galatasaray lehine olsaydı Galatasaray maçı kazanırdı diyebilir miyim? Hayır!!..İşte bu yüzden yazıklar olsun. Bu kadar hakem hatasını bile konuşacak, arkasına gizelenecek kadar oyun oynamadığınız için yazıklar olsun!!

Evet bu maç Galatasaray'ı çökertmeyecek(Baros ve Keita'nın uzun süreli olmaması büyük darbe ama ben skorun yaratacağı salt psikolojik travmadan bahsediyorum) fazla etkilemeyecek, kaybedilen şey sadece 3 puan Baros ve Keita olacak. Yani somut şeyler.Çünkü Galatasaray kaybedeceği özgüveni, morali ve yaşayacağı korkuyu bu maçın son düdüğüne kadar fazlasıyla yaşıyor ve bu maçı kaybedince ayaklarını toprağa basmışçasına deşarj oluyorlar ancak olan Galatasaray taraftarına oluyor.

Son söz: Fenerbahçe taraftarıyla(özellikle benim yaş grubumdakilerle) Türkiye Kupası göremedikleri için dalga geçen Galatasaraylılar unutmasın ki Kadıköy'de Fenerbahçe galibiyeti göremeyen bir jenerasyon bugün 10 yaşında.

4 Ekim 2009 Pazar

Ankaragücü 3-0 Galatasaray//Rijkaard'a Güvenmek


Chelsea-Liverpool ve Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçlarından dolayı maç yazısı bu saate kaldı. Yine analiz kısmına girmeyeceğim çünkü 3 maçtır sahada aynı oyun oynanıyor. % 60'ın altına inmeyen topla oynama yüzdesi, girilen % 100'lük en az 5 pozisyona rağmen(eskişehir maçında bu sayı sadece 2 idi) kaybedilen puanlar. Evet Galatasaray kendisinden beklenildiği gibi oynamıyor, gerçi beklenen şey de ilk günden itibaren Barcelona gibi oynaması, çok pozisyon veriyor ve maç başına 5 gol atamıyor ama kendisine maçı kazandıracak golleri bulduğu net pozisyonlardan bir türlü çıkaramıyor. Rijkaard'ın da dediği gibi gol atamazsanız maçı da kazanamazsınız..

-1 aydır sakat olan Aydın uzun süre sonra 11 çıktığı ilk maçta Kewell'dan çok daha fazla bu formayı hakettiğini gösterdi. Tabi ki Keita'nın eksikliğini kapatamadı ancak Kewell'dan daha fazlasını verdi bugün takıma..Faul olmayan bir pozisyonda!! sakatlanıp oyundan çıkana kadar faydalıydı..

-Kewell'ın bu 7. maçı..Nonda'ya çıkardığı top dışında yine tek bir pası dahi doğru yere atamadı. Galatasaray'a gelmeden önce sorsalardı dünyada en sevdiğin 5 futbolcu kim diye, kesinlikle içlerinde Kewell'ı da sayardım. Hatta Zidane'dan sonra ikinci kez aldığım bir formanın arkasına isim yazdırdım. Ancak bu performansı böyle devam ederse, ilk 18'e bile alınmasına karşı çıkarım. Çünkü Serdar Eylik bundan daha kötü bir performans gösteremez, en azından onu kazanmak adına bir adım atılmış olur. Hele Aydın'dan önce kadroda düşünülmesi tam bir facia olur benim nazarımda..

-İngiltere Ligi'nin sıkı bir takipçisiyim ve Elano'yu Manchester City'de defalarca izledim, temponun ve sertliğin son derece üst düzey olduğu ligde dahi hiç bir maçta Türkiye'deki kadar ezildiğini, silindiğini görmedim. Ligde 8 maç oldu ve artık hazır durumda olmaması birilerinin hatasıdır. İzlediğimiz ve beklediğimiz Elano'nun bir an önce sahada olması lazım yoksa erken ayrılık bile gündeme gelebilir..

-Milli maçtan sonra Arda'nın formsuzluğunu hepimizi biliyoruz ancak bu formsuzluk ondan daha fazla şeyler almaya başladı. Yapamadığı hareketlerin üstüne giderek, pas tercihlerini kullanmayarak sadece kendisine değil, takımına da zarar vermeye başladı..Bunun şımarmakla, egoyla alakası yok, sadece yapamadığı şeylerin üstüne gitme hırsıyla alakası olan birşey. Bir nevi kaş yapayım derken göz çıkarmak Arda'nın yaptığı şey.

-Servet Çetin için Bosna Hersek maçından sonra, bütün üst düzey forvet oyuncularına birebirde üstünlük kurduğunu söylemiştim. Son iki sezondur Servet'in bir maça bu kadar ezildiğini gördüm. Hemde ezildiği futbolcu kimsenin beğenmediği, gittiği her takımdan kovulan 32 yaşındaki Ceyhun Eriş.. Tamam fizik olarak düşebilirsin, her oyuncunun böyle dönemleri olabilir ama Servet'in ne işi var sağ çizgide, senin mi görevin sol beki geçip sıfırdan orta yapmak.. Bu nasıl bir mantık çözemiyorum.. İlk golde çevremdeki herkes(bugün uzun bir aradan sonra kahvede izledim maçı) Uğur'a küfretmeye başladı..Evet Uğur çok kötü iki tane çalım yedi, sakatlıktan önceki çevikliğinde değil, bunlar doğru şeyler ama o pozisyonda Servet ile Hakan Balta nerde?? Önliberolar nerde?? Pozisyonda sadece Uğur ve Murat var, çalımı yiyor Uğur ve golün tek suçlusu oluyor. Bu da ülkemin insanlarının en iyi anladığı şey olan futbolun cilvesi olsa gerek!!

Sturm Graz maçından sonra gerçek anlamda sabır gösterilmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Bu maçtan sonra da diyeceğim şey Rijkaard ve sistemine sabır gösterilmesi gerektiğidir ancak oyuncular özelinde gösterilen sabırlar artık bardağı taşırma noktasına geliyor. Yeni bir sisteme adapte olmak her oyuncu için zordur. Mesela beklerin tam saha oynamak zorunda olması, ileri uç elemanlarının topun arkasında kalması vs. zamanla oturcak şeyler, ha deyince olmaz ama, gerekli gereksiz topla çıkmamak, yok yere topu 70 metre şişirmemek bir anda olabilcek şeylerdir..Verimliliği zamanla artar ama bu kadar basit kuralları uygulamamak ihanettir, hatta ve hatta daha da ileri gidip, sistemi baltalamaktır diyorum..

Yine çevremedeki herkes: 'ya Ankaragücü ile oynuyorsun niye Nonda'yı alırken Baros'u çıkarıyorsun. Çift forvete dönsek maçı alırdık' demeye başladı. Evet bence de 45. dakika da Arda-Elano ikilisinden birini çıkarıp Nonda'yı alsaydık daha çok pozisyona girerdi Galatasaray ve maçı da kazanırdı.. Ee sonra?? Bu çift forvet oynasaydık diyenler değil miydi Fenerbahçelilere hava atan, biz geleceğin takımını kuruyoruz bilmem kaç sene sonra 2. Barcelona olacağız vs.. Bu kafayla mı olacak bu takım.. Rijkaard'da biliyodur eminim ki çift forvet oynarsa bu takımın bugün maçı kazacağını. Ama bir sistemi oturtmaya çalışırken, bundan taviz verip başka bir sistemle kazanmanın asıl oturtulmak istenen sistemin en büyük düşmanı olacağını da biliyor kendisi. Daha ortada birşey yokken eskisi gibi topu şişirenler, oyun sıkıştığı zaman çift forvet diye ağlamayacaklar mı?? Çift forvetle bir maç kazanırsa Rijkaard sonraki her puan kaybında sisteminin kökten değiştirilmesi gerektiği konuşulmayacak mı basında?? Futbolcuların da beyinleri yıkanmayacak mı?? Sisteme olan inanç, bağlılık zayıflamayacak mı?? O zaman hedeflenen 10 sene sonrası çöpe atılmış olmayacak mı??

Evet diyebilirsiniz 'yuh, amma abarttın, bir maçta çift forvete dönmek gelecek 10 seneyi etkiler mi?' .. Evet belki biraz abartı ama şuna kesinlikle inanıyorum ki, çift forvetle alınacak 3 puan 4-3-3 ile kaybedilmiş 3 puandan daha fazla zarar verir bu takıma. Eğer gerçekten geleceği planlıyorsak ve adımlarımız gelecek 10 sene içinse şayet..

2 Ekim 2009 Cuma

Galatasaray 1-1 Sturm Graz

Maçın analizi hakkında fazla bir yorumda bulumayacağım. Zaten izleyen herkes sorunları görmüştür. Eskişehir maçına benzer bir maçtı. Sadece Sturm Graz topu yere indirip pas yaptı ve daha çok pozisyon buldu ve Galatasaray defansını zorladı. Eskişehir de bunu yapabilseydi daha iyi bir sonuç alabilirdi diye belirtmiştim. Ayhan'ın takıma dönmesi oyunu ilk yarıda da rakip sahada oynama şansı doğurdu ve topla oynama oranları %60 a %40 Galatasaray lehine oldu. İlerleyen dakikalarda Ayhan'ın oyundan düşmesi, Mehmet Topal'ın her zamanki gibi yavaş oyunu, Sabri'nin ilk dakikalardaki müthiş dinamizminin kesilmesi Sturm Graz'ın oyunun sahasının karşı yarı alanında da bir kale olduğunun farkına varmasına neden oldu.Neyse fazla maç analizi yapmayacağım, sadece gördüğüm eksikleri yazacağım..
-Arda milli maç arasından sonra bir tülü toparlanamadı. 4 maçtır sahaya ağırlığını koyamıyor ve inanılmaz top kayıpları yapıyor. Durumu sadece yoğun maç temposundan dolayı bünyesinin yorulmasıyla mı alakalı yoksa özel hayatında bir takım sorunlar mı var bilemiyorum tabi ki ama eğer gerçekten dünya çapında bir yıldız olmak ve avrupanın sayılı klüplerine transfer yapmak istiyorsa bu duraklama dönemlerini bu kadar uzun tutmamalı.

-Kewell 6 maçtır tek bir olumlu hareket dahi yapmadı. Geçen sezonda, bu sezonun başında da kritik goller attı ama oyunun geri kalan bölümlerinde bu kadar etkisiz, hatta zarar vererek oynaması artık kadroda olmaması gerekliliğinin sorgulanmasını doğurabilir. Bence de düşünülmeli. Sezon başında izlediğimiz Aydın bu Kewell'ın kat kat önünde bir performans sergiledi ve açıkçası formayı daha fazla hakediyor.

-Elano, Ayhan değişikliğinden sonra orta sahaya geçti ve o ana kadarki performansından daha etkili bir oyun ortaya koydu. Attığı 3 pasla Galatasaray'ı gol pozisyonuna soktu(başka da ah vah dedittirecek bir pozisyon olmadı zaten) ve Baros'ta bunlardan birini gol yaptı 1 puanı kurtardı.

-Mehmet Topal oyunu yavaşlatıyor. Mustafa Sarp'ın zaten tek eksiği olarak topu çok yana oynamasını ve ayağından çabuk çıkaramamsını belirtmiştim.. Yani ortak özellikleri orta sahada oyunu yavaşlatan iki oyuncu olmaları. Bu durumda Sabri ile beraber takımın en dinamik iki oyuncusundan biri olan Barış'ın 18 de bile düşünülmemesi çok şaşırtıyor beni ve açıkçası yadırgıyorum. Sanırım bir maçta oyundan çıkarken gösterdiği tepkiden dolayı Rijkaard üstünü çizdi çünkü Barış mental olarak ne kadar zayıf olursa olsun bu kadar unutulcak bir oyuncu değil.

-Hakan Balta sezon başından beri kötü. Geçen 2 sezondaki performansını mumla aratacak kadar kötü hemde..Defansta eskisi kadar geçilmez ve güvenilir değil, hücum olarak da zaten zayıf olan yönünü tamamen köreltmiş vaziyette. Önündeki oyuncuyu doğru paslarıyla ve arkasını(hücumdayken) doğru bir şekilde kapatmasıyla çok rahatlatırdı ancak bu sezon iki özelliğinin de yerinde yeller esiyor. O da acilen toparlanmalı çünkü bu takımın en çok ihtiyacı olan oyunculardan biri aksi halde formayı kaptırması açıkçası beni hiç şaşırtmaz.

-Bir de Keita ile Baros arasında bir problem mi var bilemiyorum ancak bu iki oyuncu ikiye bir oyunların olduğu yerlerde birbirlerine pas atmamaya özen gösteriyorlar. Özellikle son dakikalarda Baros Keita'nın koşusunu görmesine rağmen topu atmaması ve Keita'nın sıfıra indiği pozisyonda Baros yerine geride duran ve zor pozisyonda olan Arda'yı tercih etmesi beni bu fikre itti. Umarım yanılıyorumdur ve Keita-Nonda kankalığı Baros-Keita düşmanlığını doğurmaz..

Galatasaray taraftarlarına da bir hatırlatma yaparak maç yazısını bitirmek istiyorum. Rijkaard Türkiye'ye geldiği gün gerek yönetim gerek basın gerekse taraftarlar tek bir ortak anahtar kelimede birleştiler: 'Sabır'..'Gerekirse 1-2 sene şampiyon olmayalım ama Rijkaard ve ekibiyle yola devam edelim ve Barcelona ekolünü takımımıza kazandıralım' düşüncesi hakimdi herkesçe. Şimdi elimizde bir tablo oluştu.. Ligde 8 maç 7 galibiyet 1 beraberlik. Avrupa kupalarında 8 maç 5 galibiyet 3 beraberlik (berabere biten maçlardan biri 5-0'ın rövanşı). 'Sabır' kelimesinde birleşenler Rijkaard'ın geldiği gün 16 maçta 12 galibiyet 4 beraberlik ve 43 gol bekliyolar mıydı? Bu takımın suçu sezona beklenilenden çok daha iyi bir şekilde mi girmesi? Bu durum mu 'sabır'lı insanlarımızı sabırsızlaştıran?
Evet Galatasaray son iki maçını kazanamadı üstelik ikisi de iç sahadaydı ama hayali kurulan güzel günler için sabredilmeyecek kadar kötü bir durum mu bu?? Unutulmasın ki şu an ağzımızın suyu akarak izlediğimiz ve hedeflediğimiz Barcelona Rijkaard'ın geldiği sezon küme düşme hattını bile ziyaret etmişti. Ama o sihirli kelime sayesinde şu an geldikleri yer ortada...

27 Eylül 2009 Pazar

Galatasaray 1-1 Eskişehirspor// AntiFutbol


Eskişehirspor için daha önce alması gereken tüm puanları aldığını bugün ekstra puan(lar) için sahaya çıkacağını söylemiştik ve istediklerini aldılar.. Sanırım aldıkları bu 1 puana Eskilşehir cephesinde kimsenin itirazı yoktur. Hem hedef olarak hem sahadaki oyun olarak fazlasını beklemek abes olurdu..

Eskişehir açıkçası çirkef mi oynadı? Hayır.. Peki oyunu çirkinleştirdiler mi? Bence evet.. Açıkçası aldıkları skorlardan sonra herkesin dikkatini çekmeyi başardılar ve kadro yapısıyla da bana umut vermişlerdi. Ligde güzel oyun oynamak isteyen bir takımın olduğu fikri beni sevindirmişlerdi ancak 4 forvet oyuncusuyla oynamasına rağmen oyunun hiçbir bölümünde hücumda çoğalamadılar, topları olumlu kullanamadılar.. Oyun şablonları uzun topları Ümit ya da Mehmet'in indirmesi, bu toplara da Youla'nın savunma aralarına koşu yapmasına dayalıydı. Bu oyun şablonu normal olarak Burak Yılmaz'ı kullanamadılar.. Topu yere indirip ayağa pas yapmayı deneselerdi muhtemelen bu kadar gömülmek zorunda kalmazdı ve oyunu çirkinleştirmemiş olurlardı..

Galatasaray'da orta sahada 2 klasik önliberonun oynaması yaratıcılığı düşürüyor, onun da ötesinde topu rakip yarı sahada tutma özelliğini yitirmesine neden oluyor. Açıkçası Ayhan'ı beğenmeyen birisiyim ama Galatasaray'ın oynamak istediği oyun düzeninde Ayhan bu takımda alternatifi olmayan tek isim(Linderoth'u saymıyorum tabiki).

Gerets döneminde Galatasaray 5-0-5 gibi bir taktikle oynardı. 4 lü savunmanın önünde Saidoo, ilerde İliç, Hasan, Necati, Ümit Karan ve Hakan Şükür.. Bu seneki Galatasaray'da işte o beğenmediğim Ayhan oynamadığı zaman 6-0-4 gibi bir dizilişe geliyor..Hücum ile defans blogu arasında köprüyü kuran Ayhan oynadığı zaman orta sahada top tutma özelliği sayesinde önliberonun da Arda'nın da kendisine yakınlaşmasını sağlıyor ve çok daha sağlıklı bir 4-3-3 oynayabiliyor takım..

Maça dönecek olursak, öne geçen Galatasaray'ın oyunu sürklase etmesini ve farkı açmasını bekledim ancak Eskişehir geçen haftalardaki rakipler gibi oyun disiplininden kopmadı ve biraz da şansla golü buldu.. Bu dakikadan sonra Eskişehir dün Antalya'nın son dakikadaki dizilişinin tersine bir oyun oynadı. Galatasaray kalesine en yakın oyuncusu Leo Franco'dan yaklaşık 70 metre uzaklıktaydı.. İleriye topu çıkaramadılar ve Rıza Çalımbay'da Serdar'la Bülent'i oyuna alarak orta sahada topa biraz daha fazla hakim olmak istedi ancak onlarda arkadaşlarına uyunca Eskişehir tamamen skoru korumaya çalışan takım görüntüsüne büründü..Son oyuncu değişikliğinde de Rıza hoca takımına uydu ve Youla'yı oyundan çıkarıp bir önlibero daha aldı oyuna,Ragıp Başdağ.. Sanırım tek düşüncesi bir puanı koparmaktı, çünkü Youla ne kadar kötü oynarsa oynasın rakibin arkasını bu kadar boşalttığı dakikalarda gole her zaman en yakın oyuncudur Eskişehirspor'da..

Galatasaray 2. gol için herşeyi yaptı diyebiliriz..Sağdan denedi, soldan denedi, ortadan Arda ve Baros ile delmeyi denedi, yüksek toplarla rakip savunmayı hataya zorlamayı denedi ancak golü bırakın son dakikadaki Keita'nın volesi dışında pozisyona bile giremedi.. Bu konu hakkında uzun uzun konuşulur tabi ki ama bence Galatasaray yapabilceği herşeyi yaptı ancak Eskişehir'in tamamen oynatmamaya dayalı oyunu hücumun her yolunu tıkadı.. Bu tarz maçlarda gol üç şekilde gelebilir ; duran top, karambol, yada 0 'a inerek.. Sabri'nin 2 sezondur sıfıra inemediğini zaten biliyoruz.. Kewell o özelliklerini Liverpool'da zaten kaybetti..Uğur ters kanattan bir iki kere inmeyi başardı ancak sol ayağı yetersiz olduğu için bitirici ortayı yapamadı.. Keita da Aydın oyuna girdikten sonra sola çekilince 0'a inmeyi başaramadı..Aslında Keita sağda kalsaydı Aydın Kewell'ın kanadında oynasaydı şansı biraz daha fazla olabilirdi..Rijkaard'ın kararı saygı duymak lazım..Tıpkı Elano'nun 90 dakika oyuna almamasına saygı göstermek gerektiği gibi..

Rijkaard olunca işin içinde söz söylemek yersiz oluyor tabi ama 7 milyon € verilen, duran toplarda ve uzaktan atılan şutlarda etkili olan bir oyuncunun en azından son yarım saat oynamasını beklerdim. Özellikle Arda bu kadar etkisizken.. Arda'daki 3-4 maçlık form düşüklüğü devam ediyor ama dediğim gibi rakibin oyun yapısını da gözardı etmemek gerekir. Hiç boş alan bırakmadılar ve topun olduğu yere 2-3 kişiyle sert bir baskı yaptılar..

Cüneyt Çakır'a da bir kaç söz söylemek gerekiyor tabiki.. Hakemler hakkında tek taraflı olarak fazla eleştirmemeye dikkat ediyorum her zaman ancak oyunu genel olarak kötü yönettikleri zaman birşeyler söylemeden duramıyorum.. Allah aşkına Cüneyt Çakır bu maçı EPL'de yönetseyi bir daha maç verirler miydi merak ediyorum.. Hüseyin Göçkek için de söylemiştim Fenerbahçe- İ.B.B maçından sonra..Bir hakem bu kadar düdük çalarsa sahada hangi takım oynarsa oynasın tempo yükselmez ve zevkli bir maç izleyemeyiz. Bugün faul olması için oyuncunun yere düşmesi yeterliydi. Hakemin faul kıstası buydu tamamen. Oyuncu yere düşüyorsa pozisyonu süzmeden düdüğü çaldı. MHK ne iş yapar, seminerlerde ne anlatır çok merak ediyorum.. Bu kadar kaliteyi düşüren hakemler olduktan sonra ligimizin zaten yurtdışında izlenmesini beklemek olmaz..

Eskişehirspor lig başından beri istediği alarak yoluna devam ediyor ve 7. haftanın sonunda da yenilgisiz olarak devam ediyorlar lige ancak bende büyük bir hayal kırıklığı yarattılar.. Seyircisi de olan bir takım, ileri uç elemanları da gayet kaliteli ancak özellikle İstanbul deplasmanlarında bu gece gibi oynarlarsa, futbolseverlerin istediği lige renk katan takım sıkıntısını gideremezler. Galatasaray'da geçen hafta kırdığı rekoru ileriye taşıyamadı ve geçen sezondan sonra yine Eskişehirspor'u yenemedi.. Geçen haftaki Kasımpaşa maçı ve bu akşamki Eskişehirspor maçı diğer takımlar için bir örnek olacaktır ve bundan sonra Galatasaray maçlarında topyekün savunma yapan takımlar görmek kesinlikle süpriz olmayacaktır.. Sanırım bu haftaki en büyük kayıp da rakiplerine verdiği 'reçete'dir: Antifutbol

26 Eylül 2009 Cumartesi

Antalyaspor 1-2 Fenerbahçe//Akılsızlar


Maç açıkçası beklediğim gibi başladı. İlk golü atana kadar Fenerbahçe saldıracak, golden sonra ise yine tempoyu düşürerek geride Antalyaspor'a açık vermeyecek. Planı 21. dakikada Ali Zitouni'nin golü bozdu. Bu dakikadan sonra Fenerbahçe golü bulmak için daha istekli oynadı ve tahminimden daha zevkli bir maç izledik.

Fenerbahçe maçından zevk almak için sanırım skor üstünlüğünün Fenerbahçe'de olmaması gerekiyor. Golü bulana kadar istekli, arzulu ve baskılı oyun, meyvesini alınca da geride eksik yakalanmamak için kontrollü oyun.. Bugün sadece 10 dakika önde kalabilince de çoğu zeka kübü Alex'in hazırladığı pozisyonlar ve direkten dönen toplar izleyebildik. Belki de bu sezon ilk kez bu kadar gol denemesi yaptı Fenerbahçe..

Gökhan Gönül'ün sakatlığının ardından 10 kişi kalan Fenerbahçe!! 80. dakikaya kadar oyunu rakip yarı alana bir türlü yıkamadı. 10 kişi kalan Fenerbahçe dedik, izleyenler hak verecektir sanırım, Mehmet Topuz'un sağ beke çekilmesi ve Alex'in bir kademe geri gelmesi Fenerbahçe'yi orta sahadan düşürdü ve Antalya'nın rahat bir şekilde orta sahayı geçmesine neden oldu. Açıkçası benimde ilk aklıma gelen hamleydi Topuz'un sağa çekilmesi, kenarda Semih'i görünce fakat 5 dakika sonra yanlış karar olduğu ortaya çıktı. Benim anlamadığım bu kadar açık bir şeyi Fenerbahçe teknik heyeti nasıl göremiyor. Tamam yaptın değişikliği de oyunu hiç mi izlemiyorsun, çözüm düşünmüyorsun..İlginç..

Direkten dönen 3 top ve kaçan en az 4 net gol pozisyonuyla Fenerbahçe zaten maçı haketmişti Daum'a rağmen ama Antalyaspor'un son dakikadaki harakirisinin herhangi bir açıklaması yok..Tamam son dakika, ve o dakiklarda girdiğin 2 pozisyon sana hırs kazandırmış ama 1 puana bu kadar yaklaşmışken son adamın kalenden 70 metre uzakta olması nasıl bir düşünce yapısı anlayabilmek mümkün değil. Son dakika, gözünü karartıp takımının 1 puan alması için kırmızı kart görmeye razı birçok oyuncu var o sahada ama hepsi Fenerbahçe ceza alanı içinde. Müdahale edecek adam yok koskoca 70 metrede ve orta saha çizgisinde 3 tane Fenerbahçeli oyuncu pusuya yatmış topu bekliyor, Alex gelişigüzel bir pas ve 3'e 0: gol..Elde var '0'..

Fenerbahçe fazlasıyla hakettiği ama kendi elleriyle alamadığı(tamamen şansızlık) galibiyeti Antalyaspor'un uzattığı tepsiden aldı ve 7'de 7 yaparak kendi rekorunu egale etti. Şimdi yarın rahat rahat izleyecekleri Galatasaray-Eskişehirspor maçını(haftanın maçı olması muhtemel) bekliyorlar..

Antalyaspor - Fenerbahçe//Maç Öncesi

Lige 6'da 6 yaparak başlayan Fenerbahçe, 7. haftada eksik Antalya önüne çıkıyor..Ev sahibinde kaleci Ömer, Yalçın, Fatih Ceylan ve Serge Djehoua eksik.. Fenerbahçe'de ise Emre cezalı ve Bilica'da yabancı kontenjaına takıldı. Roberto Carlos'u sezon sonuna kadar kalmasına ikna için verilmiş bir garanti gibi gözüküyor bu durum..Ayrıca sakatlığı tamamen geçen ve hafta içi idmanların yıldızı olan Özer yine ilginç bir kararla İstanbul'da bırakıldı. Daum'u bazen anlamak zor oluyor işte.

Fenerbahçe'nin sezon başından beri tempo problemi olduğu aşikar ama bu durum deplasmanda beklenenden daha başarılı bir grafik çizmesine neden oluyor. Anadolu takımlarının düşük tempoda fark yaratacak isimlere sahip olmaması Fenerbahçe'nin temposuz oyun sistemine karşı kazanma şanslarını düşürüyor. Kaldı ki Antalya'da bugün fiziğiyle defansı zorlayabilcek en önemli ismi (Serge) yok. Yani temposuz bir maçta Antalya adına etkili olabilcek kozları yok. Bu konuda geriye bir isim kalıyor, o da forma girememiş olmasına rağmen Necati Ateş.

Açıkçası zevksiz bir maç bekliyorum, az gol olur ve Alex faktörü bugün maçın sonucunu belirler. Antalya için en iyi sonuç beraberlik olur, o da gol yememeyi başarabilirlerse..

Büyüksün Adana Demirspor!!


Öncelikle şunu söyleyeyim burada herhangi bir siyasi görüşü savunmuyorum, sadece 80’den sonra apolitikleşen bir ülkede, bir topluluğun kendi ideolojilerini, felsefi duruşlarını bu kadar seviyeli gösterebilmesini takdir ediyorum.

Adana Demirspor’un Livorno ile oynadığı maça ve naklen yayın rezaletini bir bildiri ile bir çok blog yazarı kendi blogunda yer vermişti. Bende yer verdiğim bu bildirinin altında siyasetin futbola karışmasından rahatsızlık duyduğumu ancak bu durumun farklı olduğunu belirtmiştim, takdir etmiştim.

Adana Demirspor şimdi işi biraz daha büyütüp liglerin devre arasında iklim avantajından yararlanarak Adana’da bir turnuva düzenlemek için girişimlere başlamışlar. Bu bağlamda sol görüşleriyle tanınan Livorno, Celtic, St. Pauli, Marsilya ve AEK takımlarını Adana’da toplayarak bir turnuva düzenlemek isteğindeler. Şimdiye kadar St. Pauli ve Livorno’dan olumlu yanıt alınmış bile. Diğerleriyle de ilk görüşmelerin olumlu geçtiğini açıklamış klüp başkanı Bekir Çınar. Şöyle demiş;

"Livorno ve St.Pauli kulüpleri bu teklifi kabul ettiler. Diğer kulüplerle yaptığımız ön görüşmeler çok olumlu oldu. Adana sıcak bir iklim olması nedeniyle devre arası kamp çalışmaları için çok uygun... Tesis bakımından yeterliyiz. Mükemmel otellerimiz var. Bu turnuvayla hem felsefi duruşumuzu göstereceğiz. Hem de Adana'nın devre arası kamp çalışmaları için Antalya kadar yeterli olduğunu ispatlayacağız"

Bir taşla iki kuş. Livorno maçıyla samimiyetlerini zaten ispatlamış oldukları için bu işin sadece ticari ya da tanırım amaçlı olmadığı çok açık. Zaten turnuvanın amacı da şu; “Futbolda şiddete, ırkçılığa ve endüstriyel futbolun yarattığı sorunlara karşı anlamlı bir tepki göstermek”.
İkinci olarak da yıllardır Antalya’nın gölgesinde kalmış olan Adana şehrinin hak ettiği değeri bulmasını ve yaz kampları için etkili bir alternatif olduğunun ispatlanması..

Adana Demirspor’u felsefelerine ve ideolojilerine bu kadar sadık oldukları ve bunu inanılmaz güzel bir yöntemle kimseyi rahatsız etmeden gösterdikleri için tebrik ediyor ve turnuvayı merakla bekliyorum. Umarım bu sefer T.V başında izleyebiliriz..

25 Eylül 2009 Cuma

Şansa Bak!!

Uefa kendi resmi sitesinde Galatasaray'ı haftanın takımı ilan etti. Galatasaray'ın şansı bu sezon her alanda kendisini gösteriyor!!.He tabi bir de 10. hafta olmadıktan sonra bir değeri da yok bu 'pick of the week' ödülünün..

Ayrıca haftanın oyuncusu olarak Raul Gonzalez, Haftanın maçını da normal olarak Manchester United-Manchester City olarak seçilmiş.

Turkcell Süper Lig 7. Hafta Tahminleri

Turkcell Süper Lig’in bu hafta 7. maçları oynanacak. 6 haftada ligde bazı şeyler şekillenmeye başladı ve takımlar hakkında yorum yapabilecek kadar bilgi sahibi olduk. Bundan sonra imkanım oldukça maçlar öncesinde değerlendirmelerde bulunacağım. Bu değerlendirmelerde biraz da İddaa tahmini tadında olacak. Umarım bu konuda destek olabilirim.

Gençlerbirliği - Trabzonspor

Bu sezon Thomas Doll ile birlikte eski günlerine geri dönüş sinyalleri veren Gençlerbirliği ligin namağlup 4 takımından biri. Orta sahada iyi pres yapan ve kazandıkları topları iyi kullanan bir takım. Ayrıca kanat oyuncuları Burhan ve Mustafa Pektemek de son derece yetenekli ve kaliteli oyuncular. İleride de Doll ile birlikte yeniden doğan Kahe takımın gol yükünü çekiyor. Mustafa Pektemek’in attığı 3 golü de es geçmemek lazım tabi ki.
Trabzonspor’da ise Hugo Bross yaptığı hatalardan döndü ve takım kazanmaya başladı. Neydi bu yanlışlar; Engin, Alanzinho, Serkan gibi sadece dribbling yapan oyunculardan 2’sini yanına aldı ve futbol zekası bu isimlerden daha yüksek olan Gabric’i koydu ve çift forvete döndü. Alanzinho, Engin ve Colman forveti ikileyebilecek ve takımın gol yükünü forvet oyuncusuyla paylaşabilecek yapıda değiller. Tabi ilk haftalarda tek forvet oynamaya mecburdu çünkü Gökhan Ünal sakattı ve elinde başka oyuncu yoktu. Ancak Umut’la beraber çift forvet oynamaya başladıktan sonra (suni i.b.b maçı da var tabi ) iki maç 9 gol.
İki takımda da eksik oyuncu yok ve Trabzonspor’da Yattara bugün ilk 18’de olacak.
Bu haftanın tahmin edilmesi en zor maçı şüphesiz 3 ihtimalli bir maç. Uzak durulması gerektiğini belirtmekle beraber;

Tahmin: 2-3 gol oran: 1.75

Antalyaspor – Fenerbahçe

Sezon başından beri Fenerbahçe temposuz futbol oynuyor ve bu durum Fenerbahçe taraftarını rahatsız ediyor. Ancak bu temposuzluk deplasmanda Fenerbahçe’nin çok işine yarıyor. Özellikle Bursaspor maçını Fenerbahçe bu temposuzlukla kazandı. Anadolu takımlarına karşı tempoyu yükseltir ve savunmanızı ileriye çıkartırsanız (temposuzlukla savunmanın geride kalması birebir ilişkilidir) en iyi yaptıkları iş olan kontratak için onlara destek vermiş olursunuz.
Antalyaspor’da kaleci Ömer’in sakatlığı sürüyor ve savunmada Yalçın ‘da oynamayacak. İlerde de geçen sezon Antalyaspor’un ligde kalmasında çok önemli bir paya sahip olan Serge Djiehoua geçen haftadan kırmızı kart cezalısı. Yalçın yerine Batak ilerde de Necati – Veysel ikilisiyle oynayacaktır Mehmet Özdilek. Ayrıca kulübede Balili’nin olduğunu da unutmamak lazım.
Tahmin: 2 Oran: 1.25 (2.05 lik oranla alt da tercih edilebilir.)

Bursaspor – Diyarbakırspor

Bursaspor sezon başında favori ‘flaş takım’ımdı. Ancak Fenerbahçe maçındaki oyunları biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Antalyaspor – Fenerbahçe maçında da değindiğim gibi o maçta Bursaspor’u bozan ve Fenerbahçe’ye galibiyeti getiren şey maçtaki düşük tempoydu. Bursaspor oyuncu yapısı itibariyle tempoyu seven bir yapıda ve rakibi Diyarbakırspor da onların tempolarını düşürmeye çalışacaktır.Son iki maçta ne gol attılar ne de yediler.
Bursaspor’da Ömer Diyarbakır’da da 3 gollü Tazemeta en önemli eksikleri olarak göze çarpıyor.Ben her şeye rağmen seyirci desteğiyle Bursaspor’un kazanmasını bekliyorum.

Tahmin : 1 Oran 1.45

Gaziantep – Ankaragücü

Yetenekli oyuncuları ve güzel futbol oynatmaya çalışan teknik direktörleriyle ligin en renkli takımlarından biri Gaziantepspor.
Ankaragücü’nde ise karışıklık hala hakim. Ankaraspor’dan gelen oyuncularla birlikte şişen kadro ve yönetimini beğenmediğim Hikmet Karaman’la çıkış yolu bulmaları da zor. Bu kadar karışık ve belirsizliğin hakim olduğu bir takımın bu sezon başarılı olmasını beklemiyorum açıkçası. Ev sahibi takımda Zurita’nın olmayışı büyük dezavantaj.

Tahmin : 1 Oran : 1.80

İstanbul Büyükşehir Belediye – Sivasspor

Sivasspor beklentilerin de ötesinde kötü başladı lige ve sadece 1 puanla ligde 17. sıradalar. İ.B.B de her zamanki gibi konsantrasyon sorununu yaşamaya başladı ve lige başladıkları hızı kaybettiler. Sivasspor acil olarak puan almalı ve tarafta desteği de olacaktır yanlarında.
Dinamikleri çok olan bir maç ve tahmin gerçekten zor ancak Sivasspor puan alır gibime geliyor.

Tahmin : 0-2 Oran: 1.33

Kayserispor – Kasımpaşa

Kasımpaşa geçen hafta Galatasaray’a zor anlar yaşattı. İyi kapandılar, özellikle ilk yarı iyi hücuma kapandılar ancak kalite farkına karşı koyamadılar ve 6. haftayı da puansız kapamak durumunda kaldılar.
Kayserispor da geçen hafta İnönü’de Beşiktaş’ı yenmeyi başardı. Özellikle o maçta artık Beşiktaş’ın kazanacağını düşünmüştüm ama Kayseri 3 puanı almayı başardı. Makakula’yı Ali Sami Yen’deki maçta çıplak gözle izleme imkanı bulmuştum ve Servet’in ilk kez bu kadar zorlandığını gördüm ki bu sezon Edin Dzeko’yu da durdurmada çok başarılı olmuştu. Olembe, Cangele ve Mehmet Eren’de bu sezon forma giriyorlar ve bu maçta tartışmasız favoriler.

Tahmin : 1 Oran: 1.30

Galatasaray – Eskişehirspor

Sezon başında bu yana zaten Galatasaray ile ilgili değerlendirmeleri yapıyoruz, tekrar etmeye gerek yok.
Eskişehirspor ise ideal bir Anadolu takımı görüntüsü çiziyor sezon başından beri. İçerde kazanıyor dışarıda 1 puanla dönüyor. Yani alması gereken bütün puanları alıyorlar. Şimdi sıra ekstra puana geldi. İstanbul deplasmanından alacakları puan güçlerinin ispatı olacaktırç O yüzden maça çok iyi asılacaklardır. Maç sonu tahmininden öte gol tahmini daha avantajlı gözüküyor.

Tahmin : 4-6 gol Oran: 1.85

Denizlispor – Manisaspor

Tahmin yürüteceğimiz son maç Ege derbisi olacak bu hafta. Denizlispor oynadığı son iki maçtan da puan aldı ve geçen haftayı ‘bay’ geçti.
Manisaspor ise gerçekten ligde iyi oynayan ekiplerden. Simpson, Nizamettin ve Sezer Öztürk çok etkili oyuncular ve her an maçı etkileyebilecek nitelikteler.Tek mağlubiyetlerini aldıklar Fenerbahçe maçında bile çok iyi oynadılar ve biraz da son dakikadaki ukalalıklarının kurbanı oldular.
Manisaspor teknik direktörü Mesut Bakkal Denizlispor’un eski hocası ve takımı iyi tanıyordur.

Tahmin:2 Oran : 2.30 (Garanti için 0-2 :1.30)
Tabi bunlar benim tahminlerim ve 3-4 maçlık kupanlar ya da sistem kuponları yapmak daha mantıklı olur. Umarım güvenip oynayanları yatırmayız=)

Türkiye'deki Altyapı Sorunu


Türkiye Ligi'nin en önemli parçalarından biri gurbetçi oyunculardır bildiğimiz üzere. Senelerdir özellikleAlmanya’da yetişmiş birçok oyuncu ligimizde forma giyiyor. Erhan Albayrak’tan tutun Ümit Karan’a(ligimizin en değerlisidir bana göre) Deniz Barış’tan Volkan Arslan’a bir çok isim 3 büyüklerde bile forma giydiler, giyiyorlar.

2009-2010 sezonunda da ligimizde altyapı eğitimini Avrupa’da almış tam 69 oyuncu bulunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor dışındaki bütün takımlar, yani 17 takım, kadrolarında en az bir tane gurbetçi oyuncuya yer vermişler.

Ayrıca Avrupa’da forma giyen(1. ve 2. liglerde) 139 tane Türk oyuncu var ve bunların da birçoğu yine futbol eğitimlerini yurtdışında almış gurbetçi vatandaşlarımız. Hasan Kabze, Gökdeniz Karadeniz, Fatih Tekke, Çağdaş Atan ve Tuncay Şanlı dışında ülkemizde yetişmiş ve bizim ihraç ettiğimiz bir oyuncu gelmiyor aklıma. Bu da demek oluyor ki bu 139 oyuncunun en az 130’u ( unutmuş olabileceklerimi düşünerek söylüyorum, yoksa bu sayı 134) yine ülkemizde yetişmemiş.

Tekrar Süper Lig’e döndüğümüz zaman, bu sezon ligimizde oynayan oyuncu sayısına bakarsak 513. Bu 513 oyuncunun da 134 tanesi yabancı uyruklu oyuncular.

Şimdi biraz hesap yaparsak eğer

134(yabancı sayısı) + 69 (gurbetçi sayısı) = 203
513(ligdeki tüm oyuncular)- 203= 310

Bu sayı ülkemizde yetişip ligimizde oynayan Türk oyuncuların sayısı.
İhraç ettiklerimizle beraber (aklıma gelen isimlere göre hesaplıyorum) 315 tane faal futbolcu yetiştirmişiz 70 küsür milyonluk ülkede..

Ligimizdeki gurbetçilerle Avrupa’dakileri topladığımızda ise

134 + 69 203

Bu sayıda Avrupa’da yetişmiş Türk oyuncuların sayısı, Yani yaklaşık 5 milyonluk bir toplulukta.

Kan aynı kan, millet aynı millet, yetenek aynı yetenek ama topraklar değişince, yani anlayış ve plan-program, ortaya müthiş bir fark çıkıyor. Bir tarafta 5 milyonda 203 oyuncu yetişiyor, öteki tarafta 70 milyonda 310 oyuncu. İşte Türkiye’deki sistemi(sistemsizliği) açıklayan en somut örnek.

Bu durumun nedenleri az çok biliniyor herkesçe ve tabiî ki bu durumunda birçok kişi farkında ama ben de olayın vahametini sayılarla göstereyim dedim. Belki başka bir postta nedenlerine de değiniriz uzun uzun, şimdilik sayılarla yetinelim dedim.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Gustavo Colman ve Alanzinho Transferi!!

Türkiye Süper Ligi'nden Galatasaray'da kimi görmek istersin diye sorsalar gözüm kapalı iki isim sayarım: Gökhan Gönül ve Gustavo Colman..
Son haftalarda beğensemde ve Rijkaard'dan övgü de alsa, kaliteli bir sağ bek transferinin ardından Sabri'yi gözlerin aramayacağını düşünüyorum. Gökhan'ın Milli takım performansını bir kenera bırakırsak (mesela Sabri de milli takımda çok daha başarılı) şu an avrupa'nın en kaliteli 5 sağ bekinden biridir bence. (Maicon, Ramos, Bosingwa, Srna diğer 4'ü benim gözümde) O yüzden son yıllarda Tuncay ile beraber Fenerbahçe'ye kaptırdığımız en önemli 2 oyuncudan biridir kendisi. Galatasaray'da olmasını isterdim açıkçası.

Neyse asıl konuya gelecek olursak da Gustavo Colman ismini yazarım hiç düşünmeden kadroya. Trabzonspor'a ilk geldiğinde hatırlanacağı üzere sol açık bölgesinde oynatıldı haftalarca ve o zamanlarda Colman bir ropörtajında asıl yerinin orta saha olduğunu ve sol açık bölgesine henüz alışamadığını söylemişti.

Sonra geçen sezonun devre arasında Alanzinho transferini gerçekleşti 4.5 milyon € gibi Trabzonspor için çok yüksek bir bedelle. E tabi bu paraya yapılan bir transferden harikalar yaratması beklendi ancak bireysel performans olarak beklentileri uyum sorunu fizik güç eksiği gibi nedenlerden dolayı karşılayamadı.. Ancak bu transferin bence Trabzonspor'a en büyük katkısı Colman'ın bir orta saha oyuncusu olduğunun hatırlanmasıydı. Geçen sezonun ikinci yarısının ilk maçında (aslında ilk devrenin son maçı olmalıydı ) Fenerbahçe karşısında izlemiştik ilk kez orta sahada ve arkadaşlarla ağzımız açık kalmıştı. Müthiş bir kondüsyon en az o derecede (daha da fazla )top tekniği ve oyunu yönlendirebilme yeteneğine sahip bir oyuncu. Orta sahada gerçek anlamda çift yönlü oynayabilen bir oyuncu hatta Türkiye Ligi'nde yanına da yazılabilecek isim sayısı çok az ( Emre, Ayhan, Zurita aklıma ilk gelenler ).

Geçen sezon ikinci yarının ortalarına doğru performansı düşmüş olsada orta sahada rüştünü ispatladı. Zaten bence bu düşüşün altındaki sorun kendisinden değil, takımda dribbling yapan ve topu kovalayamayan birçok ismin birarada sahada olmasındandı. Defansif olarak sırtına çok fazla yük biniyor ve her yere yetişemiyordu ayrıca bu sorumluluktan ötürü de hücuma fazla katkı yapamıyordu.

Yine bu sezonun ilk maçlarında da Engin, Alanzinho, Serkan, Umut gibi topu aldıktan sonra kafalarında pas tercihi olmayan bir çok oyuncunun aynı anda sahada olması Colman'ın performansına direk etki yapıyordu. Daha sonra Gabric gibi gerçekten oyun zekası diğer isimlerin üstünde olan bir oyuncunun takıma monte edilmesi, Engin ve Alanzinho'nun kızağa çekilmesiyle birlikte Colman da eski performansını yakaladı ve son 3 hafta: 2 gol 4 asist..

Şimdi bu 85 doğumlu isim yaşlanmış Ayhan'ın yanında Galatasaray'ın kadrosunda olması fena mı olur?? Hem Linderoth'tan ümit kesilmişken ve gönderilmesi kesinleşmişken yabancı kontenjanı problemi de yaşanmayacakken alınması faydalı olmaz mı? Bu transfer gerçekleştiği zaman orta sahanın çift yönlü oyuncu yükünü tek başına 33 yaşındaki Ayhan'ın başına yıkmamış oluruz ve rotasyon zamanı ya da sakatlık ceza vs. gibi durumlarda da orta saha tek yönlü iki isim olan Mehmet Topal ve Mustafa Sarp'a muhtaç kalmamış oluruz.

22 Eylül 2009 Salı

Levent Erdoğan'ın Açıklamaları


Hafta içinde Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan medyaya ilginç açıklamalar yaptı.Birçoğuna katılmamak elde değil;

'İbrahim Kaş'ı bedavaya gönderip, üstüne para verip geri alıyoruz. Fink diye adı sanı duyulmamış bir adam transfer ettik. Antep'e Tabata ve İsmail için 15 milyon avro ödedik. Yok böyle transferler.'

Fink bence kaliteli bir oyuncu ve Bundesliga'da birçok maçını izledim (özellikle geçen sezonun ikinci yarısında bjk'ye transfer olduğu için daha dikkatli izlemiştim) ve bence gayet yeterli ve kaliteli bir oyuncu. Geri kalan transfer hatalarına katılıyorum.

Ayrıca söylediği söz ; 'Demirören ile Denizli istifa etmeli, Denizli sezon başında aldığı 1.5 milyon € yu iade etmeli.' E peki Levent Erdoğan sen neden istifa etmiyorsun. Sen de bu yönetimde değil misin?? Eğer bu yönetimde söz sahibiysen bu hatalarda senin de payın var istifa etmelisin, eğer yönetim içinde bir ağırlığın yoksa ve sözün geçmiyorsa onurunu kurtarmak için istifa etmelisin. Yani her türlü istifa etmelisin Levent Erdoğan.

Şahsen ben Levent Erdoğan'ı sadece geçen sezonki çifte kupalı sezonun ardından gerçekleştirilen kutlamalarda eşşek üstünde gezöesiyle tanıdım ve her kutlamaya katılıp ilginç açıklamalar, iddialar ortaya attı.

Bu açıklamalardan en garibi de yine bu sezon Mustafa Denizli ile ilgili açıklamaları sırasında geldi. Bu tarz açıklamaları daha önce Bülent Uygun yapmıştı ve tepkimi belirtmiştim blogda. Ne dedi Levent Erdoğan; 'Geçen sezon zaten biz dularla şampiyon olmuştuk.'

Vay be Levent Bey. Bu kadar takım enayiydi de ülkenin en iyi hocalarına, hafızlarına dua için paralar vermiyorlarda oyuncu transferleri için uğraşıyorlar.

Başarının sırrı bu mudur yahu?? Dua etmek mi??..O zaman ÖSS'ye giren gençler, Avrupa'da maç yapan takımlarımız çalışmasınlar dua etsinler, sağdan soldan dua alsınlar da başarılı olsunlar. Tarihinin en büyük başarılarından birini bu yolla yakalamış bir takım var gözümüzün önünde. 20 sene sonra çifte kupa kazanan takımın bu başarısını nasıl kazandığını örnek almak başarıyı yakalamak için çok da yanlış bir tutum değil sonuçta. Zaten yazık oluyordu bu uğurlarda harcanan paralara..Saol Levent Erdoğan..

Fenerbahçe'de Prim Krizi

Daum'u tebrik etmek gerekir gerçekten. Türk insanını o kadar iyi tanımış ki yıllardır bu ülkede yaptıklarıyla bir çok insanın takdirini kazanmış ve 'helal olsun' dedirtmeyi başarmıştır..

Sezon başında geldiğinde; 'Fenerbahçe Manu, Barca, Real Madrid'le birarada anılmalıdır', 'Fenerbahçe'nin imkanları sınırsız, büyük bir dünya klübü', ve Aziz Yıldırım hakkında söylediği, biraz da yağlamaya kaçan sözleri. Mesela yine Guiza için dünyanın en iyi golcüsü sözleriyle daha gelir gelmez camiada kredisini çokça yükseltti. Hele hele ikinci kez takımın başına geçtiğinde, 'Daumsuz bu takım kurtulmaz' ortamının ortasında bile yerini daha da sağlamladı..

Son günlerde basına yansıyan bir durum da Fenerbahçe'deki prim krizi. Bir kere şunu söylemek gerekir; eğer Aykut Kocaman bu takımın Sportif Direktörü ise futbol takımı ile yönetim arasındaki köprü vazifesini sağlamaktan sorumlu tek kişidir. Eğer teknik direktörün üstündeki bu göreve getiriliyorsanız bu durumu sindirmeniz ve karşınıza gelebilecek zorluklara çözüm üretebilmelisiniz. İşte böyle bir ortamda futbolcularla yönetim arasında bir prim krizi doğdu ve her nedense bu durumu çözmesi gereken ismin Daum olduğu düşünüldü. Futbolcular ve basın bu konuda Daum'u sorumlu tutacakken Daum yine müthiş bir hamleyle, bence ilk kez tamamen doğru bir hareket, üstündeki bu kamburu hakettiği kişiye devrediyor.

Basın önünde bir kağıt parçasını Kocaman'ın eline tutuşturuyor ve insanlar Daum'un savunmasını ilettiğini düşünüyor. Ancak sonradan çıkan haberlere göre, hangi oyuncunun ne kadar prim alacağının yazılı bir kağıt olduğu ortaya çıkıyor. Sonra basın bunu Daum'un Kocaman'a attığı kazık olarak yorumluyor. Yahu bir takımın teknik direktörü mü sportif direktörü mü prim konusunu yönetimle görüşür Allah aşkına. Yönetimle futbolcu arasındaki en büyük ilişki primin kararlaştırılmasıdır. Onun dışında derbi maçlardan önce yada avrupadaki önemli maçlardan önce tesise gelip suni moral verme girişimleridir. Ee prim sorununun çözümünü sportif direktör yapmayacaksa, neyi yapacak Kocaman.. Daum'un el atmak zorunda kaldığı bir durumda Daum'un sorumluluğu herkesin önünde hakeden kişiye iletmesi neden 'kazık' olarak nitelendiriliyor, Kocaman bundan neden gocunuyor çözemedim bir türlü.. Sanırım ülkemiz, ülke futbolumuz bu tarz modern kademelere henüz hazır değil!!

8 Eylül 2009 Salı

Tarihi Nasıl Kaçırdık?? : Adana Demirspor - Livorno

Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.
Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla...

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.

NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.

NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.
Yazar Notu:Daha önce siyasetin futbola karışmasına tepkimi yine bu blogda göstermiştim ve bu bildiriye blogda yer vermem garip gelebilir ancak durum burda farklı.Durum siyasilerin kendi çıkarları için futbola el atması değil, taraftar gruplarının sahip oldukları ortak siyasi görüşü bir statta paylaşmasıdır.Her bireyin olduğu gibi, bu bireylerin oluşturduğu toplulukların da siyasi görüşe sahip olmaları bir gerekliliktir.Bu yüzden iki klübü de taraftarını da bilinçlerinden ötürü kutlarım..

1 Eylül 2009 Salı

Ufuk Ceylan Galatasaray'da//Hayır mı Şer mi?

Transferin son gününde beklebildiği gibi Ufuk Ceylan Galatasaraylı oldu..Manisaspor'a kaleci Orkun ile Yaser-Mehmet Güven ikilisinden biri ve bir miktar para verilecekmiş..Miktarı tam olarak bilemiyorum ama fazla bir rakam olucağını düşünmüyorum bu yüzden iyi bir transfer..

Ancak Caner transferinden sonra dediğim durumun tam tersi bugün Ufuk için geçerli.Dün gerçekleşen transfer Galatasaray'dan çok Caner için büyük bir şanstı ancak geçmiş dönemler göz önünde bulundurulursa Ufuk için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim..

Nedeni de şu; Galatasaray şu anda Türkiye'nin en potansiyelli kalecisini kadroya kattı ancak türk kalecilerin Galatasaray'da pek görev yapamadıklarını hepimiz biliyoruz.Özellikle Aykut bunun zorluğunu her dönem yaşadı Mondragonun arkasında yıllarca bekledi ve bu durum onu Türkiye'ye geldiği zamanki durumundan daha gerilere itti kendisini ..Ufuk da 3 sezon boyunca Leo Franco ile yarışmak zorunda..Formayı bu 3 sene içinde alamazsa durumunun Aykut'tan farklı olacağını sanmıyorum..Leo Franco'dan sonra kale emanet edilirse şayet sezon başında yediği ilk hatalı gol kredisini bitirecek ve tekrar yabancı kaleci arayışları başlayacak tekrar yedek kulübesi ve en sonunda adı 'takasta kullanılacak oyuncular' listesine yazılacak.

İşte bu yüzden Ufuk önünde takımın 1. kalecisi olarak düşünülen isim kadrodayken savaşıp formayı almalı yoksa zaten Türkiye'de zor doldurulan kaleci mevkii en büyük potansiyelini de yok yere kaybeder!!

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Caner Erkin Galatasaray'da

Galatasaray milli takım düzeyindeki bir oyuncuyu daha kadrosuna kattı.Sezon sonu satış opsiyonu koydurarak bir seneliğine kiralandı Caner.
Galatasaray güçlü rotasyonu olmayan mevkilerinden birini(diğeri de sağ bek)milli seviyedeki oyuncuyla doldurdu, çok güzel transfer.Ama burda büyük transferi bence Caner yaptı.Çok genç yaşta müthiş bir çıkış yaptı ve çok genç yaşta Avrupa'ya adım attı ki sanırım en genç lejyoner oyuncumuzdu kendisi.CSKA'da ihtiyacı duyduğu patlamayı yapamadı ve durgunluk dönemine girdi kariyeri ve şimdi Rijkaardlı Galatasaray kadrosunda yer buldu kendisine..
Belki de kariyerinin en önemli virajında.Başarılı olursa tekrar yükselişe geçer ve Türk futbolunda(hatta Avrupa'da) söz sahibi olur, başaramazsa ligimizin orta sıra takımlarına doğru geçiş yapar.

16 Ağustos 2009 Pazar

Diego Lugano Tekrar Fenerbahçe'de..

Lugano kendi resmi sitesinde açıklamış..4 yıl daha Fenerbahçe için oynayacak..Stoperde mevkiindeki yetersizliğe neden olan sorunu yine kendisiyle çözmüş Fenerbahçe yönetimi..Fenerbahçe de resmi sitesinde transferi açıkladı..Ne diyelim hayırlı olsun..

Alex De Souza

Alex de Souza..Hepimiz 2003 Konfederasyon Kupa'sında son dakikada bize attığı golle tanıdı tam olarak.Tarihi bir fırsatı elimizden almıştı.O gol olmasaydı milli takım tarihimizde bir Brezilya zaferi olucaktı..Olmadı,izin vermedi..O ana kadar çok iyi anlaştığı Ronaldinho'dan aldığı pası filelerimize gönderdi..Gruptan çıkmalarına yetmedi belki ama bize de olası bir zafer şansı tanımadı..
İşte o Alex'i alabilmek için 2 sene uğraştı Fenerbahçe ve sonunda başardı..Türkiye'ye Alex'i getirebilme başarısını gösterdi.Açık konuşayım bir Galatasaraylı olarak o gün takdir etmiştim Fenerbahçe'yi böyle bir ismi Türkiye'ye getirdiği için biraz kıskançlık hissiyle tabi..
Hagi ile kıyaslandı tabi ki her gelen 10 numara gibi..Bence bırakın Galatasaray'ı Fener'i dünyaya bir Hagi daha gelmeyecek..Hagi'den yeteneklisi gelicektir muhakkak ama Hagi'yi özel kılan şey yetenekleri değildi,kimsede olmayan özellikleriydi ya neyse..Alex de bunlardan biri en
az onun kadar yetenekli ama Hagi'yi farklı kılan şeyler onda var mı?..bence yok..
Neyse konuyu saptırmayalım daha fazla.Bugün 150. lig maçına çıkıyor Alex ve geride kalan 149 maçın bilançosu:81 gol 71 asist..Şaka gibi,oynadığı maçtan daha fazla gole katkısı var.Modern futbolda görülmesi çok zor bir durum.Muhtemelen bir daha da görmemiz pek mümkün değil..
Evet belki Hagi kadar büyük bir oyuncu değil ama gerek Fenerbahçe'ye verdikleri gerekse istatistikleri gösteriyor ki bu ülkeye gelmiş en elit yabancılardan biri,hemde listenin en başındakilerden biri..
Ve bir futbol sevdalısı olarak diyorum ki,ve de bir Galatasaraylı olarak, iyi ki varsın Alex,ne mutlu ki senli izleyebildim!!!