30 Ekim 2009 Cuma

Servet Çetin Ada'ya mı??

Daily Mail'in haberine göre Arsenal ve Tottenham Servet Çetin transferi için birbirleriyle yarışıyorlar. Haberde Servet için Drogba'nın Türkiye-Fildişi Sahilleri maçından sonra yaptığı 'şeytani' yakıştırmasından bahsediliyor ve değerinin de 10 milyon pound civarında olduğu yazıyor!!
Rijkaard'ın da çuvallayan defans hattını değiştirmek istediği için transfere izin vereceğinin yanında Servet'e AC Milan, Wolfsburg, Dortmund ve Köln'ün de Servet'i istediği bilgisi var.

Servet son 2-3 sezon içinde gösterdiği gelişmeyle hemen herkesin büyük takdirini kazandı ve günümüz itibariyle Türkiye'nin en iyi yerli defans oyuncusu statüsünde. Galatasaray'a geldiğinden beri Avrupa'nın üst düzey oyuncularına karşı hem Galatasaray hem de Milli takım formasıyla ikili mücadelelerde büyük üstünlük kurdu. Drogba ve Edin Dzeko bunlardan en önemlileri. Lugano'nun Drogba ile birebir oynadığı Şampiyonlar Ligi maçından sonraki lig maçında yaşadığı adele sakatlığının şans olmadığı kanaatindeyim. Maç boyu yıpranan Lugano'nun adeleleri 3 gün sonra iflas etmişti. İşte bu Drogba Servet ile karşılaştıktan sonra 'İngiltere'de bile bu kadar güçlü bir defans oyuncusu görmedim' diyor ve ona 'şeytani' yakıştırmasını yapıyor. İşte Servet'in gösterdiği gelişime en önemli örneklerden birisidir. Yıllardır Sheva ile anılan bir oyuncunun Drogba da dahil olmak üzere en büyük imtihanı olan(bence) Dzeko eşleşmesinde de ayakta kalmayı başaran taraftı. Drogba gibi güçlü forvetlere karşı zaten şansı olan Servet yerden oynayan hızlı ve top tekniği yüksek olan(Sheva stilindeki) Dzeko karşısında da başarılı olunca 'Sheva lekesini' benim gözümde silebilmiştir.

Sezon başında 8 milyon €'luk teklifle Galatasaray'ın kapısına gelen Marsilya'daki başkanlık değişiminden dolayı çok istediği Avrupa macerasını ertelemek zorunda kaldı. Şimdi ise İngiltere'den yaklaşık 11.2 milyon€ tekliflerin olacağı haberleri yapılıyor Ada basınında.

Öncelikle şunu söyleyeyim eğer gerçekten bu civarda bir teklif gelecekse hiç düşünülmeden satılmalıdır. Çünkü ben bir oyuncunun fiyatını ancak bir kere bulabileceğine inanırım. Sezon başında Marsilya'nın teklifi beni çok heyecanlandırmıştı ve gerçekleşmeyince de baya üzülmüştüm. Bu durum Mehmet Topal için de geçerliydi. Euro 2008 sonrasında Everton ve Sevilla'dan 8 milyon € civarlarında teklifler geliyordu ancak Adnan Polat bu jenerasyonun Avrupa'da bir kupa kaldırmadan transfer olamayacaklarını açıklayarak teklifleri reddetti. E şimdi Mehmet Topal için 4 milyon € luk bir teklif gelse kim bu teklifi geri çevirebilir ya da satılmasın diyebilir. Mesela Arda için gelen 8 milyon € luk teklifler gerçekten azdı benim gözümde ancak Aziz Yıldırım'ın yaptığı 15 milyon € luk teklifi herhangi bir Avrupa klübü yapmış olsaydı biraz pazarlıkla gönderilirmesi gerekirdi diye düşünüyorum(malesef Türkiye'de bu transferin gerçekleşmesi imkansızdı). Çünkü 2010'a da katılamayan Türk Milli Takımı oyuncularının sahip olabileceği en büyük pazar da binlerce km ötede kaldı . 2012'de Arda 25 yaşında olacak(oraya da katılacağımız garanti değil) ve bir daha 15 milyon € luk teklif alamayacaktır bence.

2. olarak Servet Çetin malesef Rijkaard'ın takımının oyuncusu değil. Servet Skibbe'nin takımının da oyuncusu değildi. Bu yüzden Servet hiçbir zaman Kalli dönemindeki kadar ya da Euro 2008'deki kadar bir performans sergileyemez Galatasaray'da.. Servet her zaman yapabilceğinden fazlasını yapmaya çalışan bir oyuncu ve bu özelliğiyle herkesten takdir görmüştür. Sakat sakat oynaması, topun olduğu her yerde olmak istemesi insanlar tarafından 'helal olsun çocuğa' şeklinde tebrik alsa da bir yerden sonra takımına zarar verebilecek hatalar yapmasına yol açıyor.

Mesela hiçbir zaman anlamam sakat oyuncunun oynama isteğini. Adı üstünde 'sakat' yani fiziksel olarak istediklerini tam olarak yapamayan kimse. E sen sakat halinle nasıl takımına faydalı olacaksın. Yapabildiklerinin yüzde bilmem kaçını yapamaz durumdayken takımını nasıl kurtarabilceksin. Sonra her an sakatlığının büyüyüp uzun süre takımından ayrı kalmana neden olabileceğini nasıl düşünmezsin. Bu arada da takımının 1 oyuncu değişiklik hakkını bile bile yediğin de cabası.

Neyse dönelim Servet ve Rijkaard'ın sistemine. Rijkaard Barcelona'dayken savunma hattında ortada kim vardı. Puyol ve Marquez.. Bunlardan Puyol Servet Çetin gibi hırslı, sağlam, hamleli ve sert bir oyuncu; Marquez ise Puyol kadar agresif ve sert bir oyuncu olmamasına rağmen önlibero mevkiinde de oynadığı için pozisyon bilgisi yüksek, zeki ve ayaklarına hakim bir oyuncu. Yani Servet'ten çok başka bir oyuncu. Bugünki Barcelona'da ise Marquez'den formayı kapmış bir Pique var ki saydığımız konularda Marquez'den de daha iyi olan bir oyuncu.

Galatasaray'da ise Servet sert, hamleli ve hırslı bir oyuncu. Emre Aşık(Emre Güngör ve Gökhan Zan'ın sakatlıkları nedeniyle daha çok forma giyecektir) da sert, topu oyuna sokamayan hırslı bir oyuncu. Emre Güngör topu oyuna sokma konusunda bu iki isimden daha başarılı olsa da savunmanın o yönünü kaldırabilecek kadar iyi değil. Ancak o da ikili müadelelerde güçlü ve sert bir oyuncu. Puyol cinsinden..Gökhan Zan ise istikrarsız, özgüvensiz ve sakatlık hastası bir adamdır. Galatasaray savunmasında oyun kurucu görevini yapabilecek en nitelikli oyuncu olsa da sezonluk planınızı üstüne yapabilceğiniz kadar sürekli bir oyuncu değildir.

Şimdi Servet yukarda bahsedilen rakamlara satılabilirse Galatasaray o parayla Marquez gibi bir oyuncu alabili hatta kendisini bile alabilir. Ve Galatasaray'da Servet'i ikame edebilecek oyuncular var. Servet kadar kaliteli olmasalar da asla Fernando Meira'nın gidişiyle ortaya çıkan sorunlar(tüm takımın oyununun etkilenmesi) ın 10'da 1'i olmaz. Aslında geçen sezon Meirasatılmamış olsaydı bu sene Rijkaard'ın sisteminin kilit oyuncusu olabilirdi ve Galatasaray şu anki durumundan daha iyi olabilirdi. Bunu puan ya da skor bazında değil sisteme uyum olarak söylüyorum..

Bir de işe Servet açısından bakarsak. İngiltere Ligi güce ve hıza dayalı, zor bir lig. Defanslar her zaman sağlamdır ve oyun disiplininden kopmaz defans hattı bozulmaz. Kanat akınları, ortalar en önemli özelliğidir Ada futbolunun. Bizim Servet ağır olsa da hızlı ve inanılmaz güçlü bir oyuncu. Hava toplarına çok hakim ve (artık) kolay kolay hata yapan bir oyuncu değil, savunma hattı bozulmadığı sürece. Bence Türkiye Ligi'nden daha başarılı olabilcek özellikleri var Servet'in. Mesela Vidic'ten bir eksiği yoktur benim gözümde. Ancak Servet'in bir de dezavantajları var ki özellikle son 2 sezondur oynanmaya çalışan oyuna uymayan özellikler bunlar ve Servet de bunları hiç değiştiremedi. Nedir bunlar?

1. Topla gerekli gereksiz kontrolsüz bir biçimde çıkmak ve yerini oyun içinde(duran top vs dışında) boşaltmak.

2. Topla saçma sapan çıkmadığı zaman da önündeki ve yanındaki adam yerine 70 metre uzaktaki oyuncuya top atma sevdası.

3. Zora düştü zaman topu taca vurmaktan ya da gelişi güzel uzaklaştırmaktan utanması.

4. Açılan topa koşan oyuncuya kıçını vura vura topu auta çıkarma sevdası.

İşte bunları İngiltere'de de yapacak olursa ordakiler bizimkiler gibi affetmezler ve Servet'in çok istediği Avrupa macerası onun için pek de hoş bir anı olarak kalmaz. Ancak Servet Türkiye'de vazgeçemediği şeylerden vazgeçer ve kendine uygun bu ligde kendinden istenileni yapmakla kalırsa da bir Tugay gibi uzun soluklu Ada futbolcusu sıfatını taşır üstünde.

Sadece bir haber için bu kadar uzun bir yaz yazmam garibinize gidebilir ancak Galatasaray'ın devre arasında yapması gerektiğini düşündüğüm hamlelerin başlangıç noktasını oluşturabilecek bir haberdi bu. Yani Servet-Ada transferi özelinde Galatasaray'ın(defans hattı için) ve Servet'in yapması gerektiğini düşündüğüm şeyleri yazma fırsatıydı benim için.

Bardağın Çıkış Anı!!

Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda misafir taraftar tribününün üstünün, önünün ve yanının kapalı olduğunu bile bile(ben hatırlayamadım o yazıyı yazarken) Galatasaray tribününden atıldığı iddia edilen su şişesinin akıbeti Lig Tv'nin hd kalitesindeki görüntülerinde belli olmuş..

Haberin linki de burda..

Bi alttaki yazıda da yazmıştım FB TV'nin çıkaracağı fizik kitabıyla yan hakeme gelen şişenin de Galatasaray tribününden geldiği açıklanır herhalde diye..Antu'nun yayınladığı yazıyı okumamıştım ancak zaten söylemişler.

'Artık bu ağlama faslı bitsin. Herkes mağlubiyeti insan gibi hazmetmeyi öğrensin yoksa her saldırıya cevabımız sürecek. Örneğin yan hakeme atılan yabancı maddeyi de onların attığını kanıtlamak gibi, Hakan Balta`nın attığı golden sonra tribünlerimize 2 kere yaptığı iğrenç kol hareketlerinin görüntüleri gibi.'

HD görüntülere bakmadan, biraz fizik biraz matematik hesabı ile olaya at gözlüksüz bakarak görülebilecek gerçeği şimdi anlayanlar Galatasaray taraftarlarına attıkları iftira için özür dileyecekler mi acaba??

Not:görüntüde Arda'nın Baroni'nin ayağına basıp basmadığı da belli oluyor.Video HD kalitesindedir Fenerbahçeliler de rahatlıkla görebilir..

29 Ekim 2009 Perşembe

Yuh Ulan Artık!!

Yok artık yahu!! Zaten Kadıköy'de böyle olayların hiç olmadığını biliyorduk ama bir an gaflete düşmüştük..FBTV Keita'ya atılan şişenin Galatasaray tribününden atıldığını ispatlamış!!Gerçi haberde görüntüleri görünce fazla söze gerek kalmadığı söyleniyor ama ben yine de fazla söz etmeden konuşma hakkımı kullanmak istiyorum..

http://www.youtube.com/watch?v=kiT-w7W0uUk

Videonun linki burda..Videoda görüldüğü üzere şişe havada bir yerde yakalanıyor ve üstüne yorum yapılıyor.Yani şişenin kimin tarafından atıldığı yakalanmadan bu kadar net bir haber yapıyorlar. Şimdi ben de burda birkaç birşey söyleleyim o zaman..

1.Videonun ilerleyen dakikalarında Keita ile Galatasaray tribünün konumlarına bakalım..Galatasaray tribünlerinin bitiş noktasıyla(Fenerbahçe tribünlerine en yakın noktası) Keita'nın konumunun yatay uzaklığı aşağı yukarı 5 metre..(en fazla)

2.Şişe Keita'ya çarptıktan sonra aşağı yukarı 1-1.5 metre önüne ve en az 2 metre soluna düşüyor.

3.Şişenin büyülterek ekranlara geldiği ilk nokta havada belirsiz bir nokta ve aşağı yukarı Keita'dan 20 metre uzakta(en az).

4.Şimdi Keita'ya çarpan şişe Keita'nın 1.5 metre önüne düşüyor ve şişe 20 metreden atılıyor...Bu iki sayının oranı; 20m/1.5m=13.333

5.Bu Galatasaray tribününden atıldığı iddia edilen şişe Keita'nın 2 metre soluna düşüyor ise(elde ettiğimiz 20/1.5=13.33 oranı kullanarak) Keita'dan yaklaşık 2x13.33=26.6 metre sağından atılmış olmalıdır. (şimdi bunu çizerek anlatmak daha açıklayıcı olur ancak söylemek istediğim şey Keita ile cismin atıldığı yer ve düştüğü yeri(noktaları)birleştirmek için bir doğru çizersek ve cismin Keita'ya uzaklığıyla ilk atıldığı yere olan uzaklığını dikey olarak oranlayıp (1.5 m önüne düşüyor demiştik)bu oranı yatay doğrultuda kullanırsak ne kadar sağdan atıldığını bulabiliriz.)

6.Keita'nın konumuyla Galatasaray tribünlerinin yatay farkı ne kadardı? Aşağı yukarı 5 metre..Hadi 10 olsun diyelim. 26 metrelik bir mesafe malesef 5-10 metre sağda(Keita'ya göre)biten Galatasaray tribünlerinin kapsama alanında değil.

7.Sonra bu şişenin Galatasaray tribünü üzerindeyken ortaya çıkan görüntüsünün, güvenlik nedeniyle boş bırakılmış sarı koltukların arka plan yapmasından dolayı daha önce kameraya yansımamış(ya da özellikle yansıtmama) olma ihtimali nedir?

8.Bu Galatasaray tribünlerinin üzerinde görüntüsü ortaya çıkan şişe hangi fizik kurallarına göre hareket ediyor da sürekli iniş halinde yansıyor kameralarımıza.. Tabi ki bir şişe fizik kurallarına göre sürekli aşağı yönde hareket edebilir ancak o mesafeden kendinibilmez Galatasaray taraftarı hangi fizik kurallarına göre o şişeyi sürekli aşağı yönde hareket edecek şekilde fırlatıp(o kadar yüksek bir açıyla;neredeyse 90 derece) Keita'ya isabet ettirebiliyor. Şahsen ben küçüklükten beri taş,elma,armut,erik vs. fırlatırken hep biraz yukarı doğru eğim vererek atmışımdır, demek ki hata ediyormuşum ya da güçsüzlükten öyle atmışım. Belki de Arnold Schwarzenegger ya da Ronnie Coleman Galatasaray taraftarıdır ve maçı izlemeye gelmişlerdir.

9.Yanından geçen ve kendisine çarpmayan şişeye(video da bu da kastediliyor) daha şişe yere düşmeden reaksiyon veren Keita'ya da burdan tebriklerimi iletmek istiyorum!!.Kaleci olsan yeriymiş Keita..Yakında basında da çıkar zaten 'futbola kaleci olarak başladı' geyikleri..

Not 1:Hesaplarda hava direnci ve rüzgar etkisi ihmal edilmiştir..
Not 2:Haberde arkada çalan müzikle de dünyanın tüm sırlarının açıklandığı haber imajı yaratılmış bu arada..
Not 3:Hakeme gelen cismin de FBTV'nin yakında çıkaracağı fizik kitabıyla Galatasaray tribününden geldiği ispat edilebilir.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3-1 Galatasaray//Yazıklar Olsun!!

Yazacağım o kadar çok şey var ki maç ile alakalı. Maç öncesinde ve hemen sonrasında düşündüklerimi ve hissettiklerimi yazmış olsaydım muhtemelen 2-3 cilt falan tutardı.. Şimdi sadece kızgınlığıma anlatmak istiyorum. Çünkü artık hüzün, mutsuzluk değil tamamen öfke duyuyorum..
-Bir mor menekşe ağlıyor mu ne:)))

-'mor'inho dahi gelse Galatasaray'ı kurtaramaz

-RTÜK Şükrü Saraçoğlu Stadı'nı kapatıyormuş. Çünkü Fener-Galatasaray karşılaşmaları Cim-Bom'lu çocukların ruh sağlını bozuyormuş:)))

-Galatasaray camiasına verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.

-Galatasaray, Fenerbahçe'yi AİHM'ye verse milyonlarca Euro tazminat alır. Böyle işkence yapılır mı? Her sene her sene.

-Obama Cimbom'a yardım et.

- Sarı-kırmızı-mor-turuncu farketmez Fener Galatasaray'ı gördümü affetmez

- Bir varmış,bir yokmuş.Bir GS varmış,devamlı FBye yenilirmiş.

- Alışmışız artık 4'lere 5'lere o yüzden 3 kimseyi kesmedi:))

- Fener- GS maçlarını izlemiyorum. GS,FB' yi yenemedikçe bu ülke düzelmez.

- Kadıköy'de galibiyet görenler parmak kaldırsın.

- Galatasaray Kadıköy'de FENERBAHÇE'yi en son yendiğinde Süleyman Demirel Cumhurbaşkanıydı;)))))

- KOD ADI : Aslan terbiyecisiGÖREVİ: Galatasaray'ı farklı yenmek

- Onlar da insan onlar da sevinmek FB'ye karşı Kadıköy'de kazanmak istiyorlar.

- Aslan terbiyecileri için yine normal bir geceydi. Büyütülecek bir şey yok.

- Florya’da bazı G.Saray taraftarlarının tura çıktığını gördüm. Meğer 6 yemedik diye kutlama
yapıyorlarmış
- Bir kere de G.Saray maçı üzüntüsü yaşasak. İyice tadı kaçtı..

-Neden devlet bu 6saraya sahip cikmiyor:)))-Mormenekseler kanarya gribinden bir türlü kurtulamıyorlarrrr-))
İnternette dolaşan 'geyik'ler bunlar.. Galatasaray taraftarları bunları görüp sinir oluyorlar, hırslanıyorlar(ben çok takmam normalde ama artık benim de canımı fazlasıyla sıkıyor ve acıtıyor bu durum) ama sahaya baktığınız zaman en fazla koşan futbolcu Mustafa Sarp:7800 m civarı.. Takım olarak katedilen toplam mesafe 75 km.. 13 kişi oynadı Baros'u saymazsak dün gece.. Ortalama 5769 metre yapar.. 9 senedir kaybettiğin stada gidiyorsun, sırtında Galatasaray forması var, rakip taraftarlar, camia galibiyetten o kadar emin daha maç başlamadan Galatasaray taraftarlarını puan farkı 5 oldu diye kızdırıyorlar ve bu takımda ekstra bir motivasyona, hırsa yol açmıyor.. İşte bu yüzden yazıklar olsun. Amatör ligde futbol oynuyordum, Mart ayında dizimdeki bağlar koptu, menisküsüm yırtıldı, bu sene oynamıyorum, antreman filan da yapmadım haliyle ancak dün gece Galatasaray formasını giyiyor olsaydım eminim ki 5769 metreden fazla koşardım. İşte bu yüzden yazıklar olsun. Birçok kişide eminim ki benim gibi düşünüyordur. Dün o stada giden Galatasaray taraftarları, maçın başına otururken kalp krizi geçirecek kadar heyecan duyan taraftarlar ,ki birçoğunun içkisi sigarası vardır, dün sahada daha fazla mücadele ederdi.

Maç başlıyor Galatasaraylı futbolcular yanlarına pas atamıyorlar, defans her topu ıskalıyor, kendisine yaklaşan Fenerbahçeli oyuncuyu orta sahaya kadar takip ediyorlar (haliyle yerlerini boşaltmış oluyorlar) ilerde oynayanlar geri gelmiyor, ayaklarında top tutamıyorlar vs. vs. Amatörlüğün daniskası. Golü yiyelim diye dua edecek duruma geldim çünkü Galatasaray'ı sadece Anfield Road'da 3-2 kaybettiğimiz maçın ilk devresinde bu kadar amatör, komik, aciz görmüştüm ve takımımı böyle görmektense 3-4 farklı yenilgi almayı göze almıştım.

İlk gol ofsayt, penaltı penaltı değil hatta aynı pozisyonda Nonda sarı kart gördü Alex penaltı kullandı. Emre Belezoğlu kart görmeden maçı tamamlıyor. Baros'u yan hakemin gözü önünde sakatlıyor, Ayhan'a arkadan müdahale ediyor ses yok Ayhan hakemi alkışlıyor sarı kart veriyor. Keita'nın kırmızı kartında 4 saniye boyunca Carlos faul yapıyor, iki ayağını Keita'ya dolamış kollarıyla boğazını tutuyor, fırsat buldukça diz atıyor, ama Keita yumruk atmadan düdüğünü çalmaya tenezzül etmiyor. Carlos'un arabalarının arka camına asılan köpek gibi 4 saniye boyunca Keita'ya sarılmasına göz yummasa belki Keita atılmayak ki öncesinde yabancı maddeyle yaralanmış bu adam ve sen bu adamı koruyacak hiçbirşey yapmıyorsun, ne bir anaons yaptırıyorsun ne de o maddeyi 4.hakemine götürüyorsun Keita bunu yapınca sarı kart veriyorsun(Doğru karar).

Şimdi bunları yazdım diye birçok kişi hakemi suçlayarak kendimi rahatlattığımı düşüncek ancak bunları şunun için yazdım;

Bütün bu yukarda yazdıklarım hakemin Galatasaray aleyhine yaptığı fahiş hatalardır(Fenerbahçe aleyhine olanlar da vardı ancak Galatasaray'ın canı daha fazla yandı) ve bunların tartışmasını bile yapmam. Ancak bu hatalar olmasaydı, hatta ve hatta bunlar Galatasaray lehine olsaydı Galatasaray maçı kazanırdı diyebilir miyim? Hayır!!..İşte bu yüzden yazıklar olsun. Bu kadar hakem hatasını bile konuşacak, arkasına gizelenecek kadar oyun oynamadığınız için yazıklar olsun!!

Evet bu maç Galatasaray'ı çökertmeyecek(Baros ve Keita'nın uzun süreli olmaması büyük darbe ama ben skorun yaratacağı salt psikolojik travmadan bahsediyorum) fazla etkilemeyecek, kaybedilen şey sadece 3 puan Baros ve Keita olacak. Yani somut şeyler.Çünkü Galatasaray kaybedeceği özgüveni, morali ve yaşayacağı korkuyu bu maçın son düdüğüne kadar fazlasıyla yaşıyor ve bu maçı kaybedince ayaklarını toprağa basmışçasına deşarj oluyorlar ancak olan Galatasaray taraftarına oluyor.

Son söz: Fenerbahçe taraftarıyla(özellikle benim yaş grubumdakilerle) Türkiye Kupası göremedikleri için dalga geçen Galatasaraylılar unutmasın ki Kadıköy'de Fenerbahçe galibiyeti göremeyen bir jenerasyon bugün 10 yaşında.

18 Ekim 2009 Pazar

Galatasaray 4-3 Trabzonspor//Ecel Terleri


Maç adıyla zaten haftanın maçı olmaya adaydı ama atılan 7 gol, kaçan goller ve temposuyla da bu ünvanı fazlasıyla haketti. Galatasaray adına konuşmak gerekirse, Ali Sami Yen'de 4 gol attığı bir maçta taraftarına ecel terleri döktüren bir Galatasaray'ın haftaya Kadıköy'de işinin zor olacağı aşikar ancak haftaya arkasını bu kadar boşaltarak oynayacağını sanmıyorum Rijkaard ve ekibinin..

Klişe bi tabir vardır 'fırtına gibi başlamak' diye, işte bugün Galatasaray'ın maç başlangıcı tam bu klişeye oturan cinsteydi. İlk 10 dakikada direkten dönen bir top, Kewell'in muhteşem şutu ceza sahası civarında sürekli golü arayan bir takım. Galatasaray puan kaybettiği maçlarda da maça iyi başlıyordu, gol pozisyonlarına giriyordu ama bu sezon sanırım bundan daha istekli ve etkili bir başlangıç olmadı ki rakip de ligin kalburüstü takımlarından Trabzonspor'du. Açıkçası maç öncesinde de Galatasaray'ın 3-4 gol atacağını tahmin ediyordum ancak bugün atılan 4 gol maçın ilk yarısında bile gelebilirdi.. Trabzon'un karambol sonucu bulduğu gol dışında ilk yarıda etkili olduğu tek bir pozisyon dahi yoktu ancak bu gol soyunma odasına daha moralli gitmelerini sağladı.

İkinci yarı ise daha dengeli başladı, Trabzonspor da Galatasaray'ın sahasına doğru çıkmaya başladı ve 50. dakikadan gole kadar(54. dakika) ise maçın hakimi konumundaydı. Yani gol geliyorum diyordu ki Colman uzaktan güzel bir gol attı. Bu dakikadan sonra Galatasaray yine baskı kuramadı rakibine ve orta saha civarında dolanıp duran bir top ve peşinden koşan oyunculardan ibaretti maç. Galatasaray'ın golünden önce Serkan bir gol kaçırdıki, atabilseydi Galatasaray için kabus gibi bir gece olabilirdi.

69. dakikada Keita takımda bir forvet oyuncusu olduğunu hatırladı ve yaptığı ortayı Baros Arda'ya müthiş servis etti. Hemen ardından çabuk kullanılan bir taç atışı ve takımın unutulan forveti öndirekte bitiriyor. Yine rahatlayan maç defansın arkasına anlaşılması güç bir şekilde sarkıtılan top sonucu krize giriyor ve uzatmalarla birlikte 8 dakika yine karabasan gibi geçiyor. Son dakikalarda Tayfun Cora geçen sezon Kadıköy'de Selçuk Şahin'in attığı golün bir kopyasını atıyordu az kalsın. 4 gol attığı bir maçta puan kaybedecekti yani Galatasaray, hem de kendi evinde. Uzun uzun düşünülmesi gereken bir durum bu..

Bireysel performanslara geçicek olursak sahada müthiş 2 isim vardı Galatasaray adına; Sabri ve Ayhan..Ayhan sakatlıktan çıktığı için 60. dakikadan sonra biraz fizik olarak düşüş yaşadı ama 60 dakika mükemmel yönetti orta sahayı. Açıkçası genel olarak Ayhan'ı pek beğenen biri değilim ancak bugün topu oyuna çok hızlı ve doğru soktu..Ayhan'ı beğenmeyişimin yegane nedendir bu sebep ancak Ayhan bugün bu konuda çok iyi iş çıkarttı. Sabri ise 90 dakika boyunca inanılmaz mücadele etti. Hücuma çok dengeli çıktı, gereksiz zorlama yaparak top kaybetmedi ve ortaları isabetliydi. Kaptırılan toplara da ileride o kadar çabuk bastı ki Trabzon'un oyun kurmasını Baros ile beraber engelledi. Bu sezon Rijkaard ile beraber müthiş bir çıkış gösteriyor aman şeytan kulağına kurşun, Allah nazarlardan saklasın..

Keita son hareketlerde biraz daha becerikli olabilse maç başına 1 gol 1 asist ortalaması tutturur çok rahat bir şekilde. Hızına tekniğine çare olabilcek bir sol bek ligde yok, Avrupa'da da sınırlı.. Keita ile ilgili şu ana kadar duyduğum en güzel yorumu bugün maçta bir arkadaşım yaptı;

'Abi Keita sahada resmen fışkırıyor!!' İşte budur. Keita o kadar çılgınca oynuyor ki onu ancak bu tarz bir eylem cümlesi tanımlayabilir..

Mustafa Sarp Galatasaray'da oynadığı en kötü resmi maçı çıkardı bugün. Topu oyuna sokmakta sorunu olduğunu zaman zaman blogda yazıyorum ancak bugünki kadar kötü bir performansı ilk hazırlık maçlarında izlemiştim ve o gün bu adamın Galatasaray'da işi yok diyordum. Sonra kendine güveni geldikçe oyununun üstüne koydu ve laflarımı yedirdi bana ancak bugün o eski performanslarından birini gösterdi.

Kewell 7 maç sonra ilk kez iyi oynadı ancak bu performansıyla ilgili değildi. Kewell Leeds United'taki Kewell değil heğimiz biliyoruz. O fizik gücü, sürati ve çevikliği yok ancak azalmayan bir şeyi var ki o da oyun zekası ve etkili şutları.. Kewell kaleye yakın oynadıkça etkili oluyor, uzaklaştıkça ise adeta saçmalıyor. Bu maçta da geride aldığı topları olumlu kullanamadı ancak daha çok ceza sahası ve çevresinde oynadığı için etkili oldu..Özellikle Ali Sami Yen'de baskı kurulan maçlarda işe yarayacaktır ancak deplasmanlarda kaybolup gidecektir..

Galatasaray'ın Trabzonspor'un 1. golü ile kendi 3. golü arasındaki kötü oyunun sebebi topu yere indirememesidir. Bu konuda defansta en etkili isim Gökhan Zan. Topu oyuna doğru sokan tek Galatasaraylı defans oyuncusu. Bu dakikalarda ise topu oyuna Gökhan Zan tarafından değil de Servet tarafından sokmaya çalışınca Galatasaray zor anlar yaşadı. Bunda Keita'nın sol kanada yaklaşmasının etkisi de büyüktü. Bu takım hücumda Keita'yı arıyor, topu onunla buluşturmaya çalışıyor. Onun olmadığı maçlar büyük sorun yaratabilir Galatasaray'a..

'69. dakikada Keita takımda bir forvet oyuncusu olduğunu hatırladı ve yaptığı ortayı Baros Arda'ya müthiş servis etti' demiştim, biraz açayım.. Galatasaray ataklarını Keita bitiriyor, Arda bitiriyor, Kewell oynarsa Nonda bitiriyor ancak bir türlü Baros düşünülmüyor. Daha önceki yazılarımdan birinde 'Nonda Keita kankalığı, Keita Baros düşmanlığı doğurmaz' demiştim ancak benim mi dikkatimi çekiyor bilmiyorum ama Baros hücumlarda çok fazla düşünlmüyor.. Bu konuda biraz tedirginlik yaşıyorum..

Bir tedirginlik de Elano konusunda yaşıyorum. Evet Elano'yu Manchester City'de ve Brezilya'da çok kez izlemiştim ve Galatasaray'daki performansı eskiyi mumla aratacak cinsten ama bir çok maçta yedek kalması, hatta maç boyunca hiç düşünülmemesi Elano'nun formunu bulmasının formülü olamaz. Deniz aşırı bir yolculuktan geldi evet ama durum 4-2 olduktan sonra da oyuna alınmayacak kadar kötü durumda olduğunu sanmıyorum şayet o zaman ilk 18'de olmazdı..Bu da ikinci tedirginliğim çünkü ne Galatasaray ne de Türk futbolu Elano'yu kaybedecek durumda değil..

Biraz uzun bir yazı oldu ama 7 gol olan ve gariplikler içeren bir maç hakkında söylenecek çok şey vardı. Şimdi haftaya çok önemli bir maç var ve hafta boyunca bu maçla yatılıp kalkıcak Türkiye. Ben de hafta boyunca birşeyler yazmaya çalışacam kayda değer birşeyler olursa..

Gaziantepspor 2-1 Fenerbahçe// Son Lastik de Patladı!!


TSL'de 6 hafta sonunda herkes Galatasaray'la Fenerbahçe'nin birbirleriyle oynayacakları maça kadar puan kaybetmeyeceğini düşünüyordu. O kadar abartıldı ki hatta 10. hafta maçı kazananın ilk yarıda 17'de 17 yapabilceğini konuşuyordu. İki takımın da kadro kalitesinin bu ligin çok üstünde olduğu aşikar. Değerleri 120 milyon € civarında olan iki kadro ligin toplam değerinin 3'te 1'i kadar, artık siz düşünün durumu..

7. haftada iki takım arasında ilk fireyi veren takım Galatasaray oldu. Bence çok da kötü oynamadığı maçta kenardan etkili hamleler gelmedi ve Eskişehir'in katı defansını açamadı, sonucunda da kendi sahasında 2 puan bırakmış oldu. Medya'da hava yavaş yavaş değişiyordu, bir maçtaki puan kaybından sonra Fenerbahçe'nin Galatasaray'dan bir adım önde olduğu ve şampiyonlukta daha şanslı olduğu fikri oluşmaya başladı. Sonrasında gelen Sturm Graz beraberliği ve Ankaragücü mağlubiyeti sonrasında Fenerbahçe ligin tek hakimi olarak değerlendirildi. Rijkaard'ın aklının Milan'da kaldığını Galatasaraylı bazı futbolcuların mutsuz oldukları ve ayrılmaya yakın oldukları yazılmaya başlandı.(Elano, Baros ve Arda'nın hatta Rijkaard'ın devre arası veya sezon sonu gidebileceği konuşuldu). Büyülü, şaşalı Galatasaray'ın lastiğinin patladığı, aslında övdükleri zaman da kötü oynadıkları yazıldı çizildi, durumun felaketle bile sonuçlanabileceği kanısı oluşmaya başlandı. Rijkaard'ın ilk 6 hafta öve öve bitirilemeyen teknik direktörlük yetenekleri tartışıldı hatta yerildi.

Bugün ligin lastiği patlamayan tek takımı Fenerbahçe'de Gaziantep'te son 10 dakikada yediği iki golle namağlup ünvanını yitirdi. Her zamanki gibi maça daha iyi başlayan takım Fenerbahçe'ydi, gole bulana kadar takip sahada topa basan, hücumda yer değiştiren bir takım vardı sahada. Yine ne olduysa golden sonra oldu ve ilk 8 haftadaki gibi öne geçen Fenerbahçe oyunu kendi yarı sahasında kabul etmeye başladı. İşte Fenerbahçe'yi ilk 8 haftada Galatasaray'dan bir adım öne çıkartan fark da burda. Galatasaray oyunu rakip sahada oynama isteğinde ve çabasında, hatta stoperlerinin bu durumu abartarak 0'dan orta yapmaya çalışacağı kadar ilerde oynamaya çalışıyor, Fenerbahçe ise stoperlerini hiç çıkarmayıp onların arasına Cristian'ı sokarak kontrollü bir oyun tercih ediyor, ilerdeki yaratıcı oyuncularına(bu sezon bu yükü alex tek başına çekiyor şu ana kadar)güvenip ve onların bulacakları gollerle 3 puanı almaya çalışıyor. Türkiye Ligi'nde de Fenerbahçe'nin defansını aşabilcek yeterlilikte takım olmadığı için de bu haftaya kadar firesiz gelmeyi başardılar. Herkes Fenerbahçe'nin Avrupa'da Daum'un önemsemeyişinden dolayı başarılı olamadığını söylüyor ancak bence durum tamamen Avrupalı takımların geriye yaslanan takımların tuzağına düşmeyip ayağa sabırla pas yaparak açık aramaktan usanmamasından kaynaklanıyor.

Bugün 1-0 dan sonra Fenerbahçe'nin geriye yaslanmasına karşılık Gaziantep her zamanki gibi orta sahada topa sahip olmaya başladı. Zurita, Murat Ceylan ve çıkana kadar Hakan Bayraktar'la topa sahip oldular ve ikinci yarıda Olcan'ın sol bek yerine ileride kullanılmasıyla da Fenerbahçe defansını delebilecek bir opsiyona sahip oldu. Ayağında topu tutan Gaziantepspor İvan, Olcan ve Julio Cesar ile Fenerbahçe'yi zorladılar, kanat akınlarıyla da etkili olmaya çalıştılar. Bunlardan bir tanesinde topla buluşan Olcan topu direğe gönderdi ve ilk büyük uyarıyı verdi Fenerbahçe'ye.

Sonrasında Julio Cesar'ın insanı bıktıracak şut denemeleri, Erman Özgür'ün oyuna girişiyle ilk kez gerçekten etkili bir alanda gerçekleşti ve skoru eşitledi. Bu dakikadan sonra Fenerbahçe yine hücuma çıkmayı aklına getirdi ve 4-5 dakika boyunca baskı kurdu Antep yarı alanında, hatta ben golü atacak takımın Fenerbahçe olacağı düşüncesindeydim ancak Julio Cesar duran toptan öyle bir gol attı ki bu sezon Salihovic'in milli takımımıza attığı golden sonra bize 2. müthiş frikik golünü izlettirdi. Maçı da bitirdi hakem santrayı beklemeden..

Zurita, Olcan ve kısa sürede yaptıkarıyla Erman Özgür maça damgalarını vurdular. Goller dışında bence iyi bir performans göstermeyen Julio Cesar ise attığı o gollerden sonra maçın adamı olmayı hakketti her şeye rağmen.

Evet şimdi Trabzon ile oynacak Galatasaray bu maçı kazanırsa haftaya tekrar liderlik şansını yakalayacak Kadıköy'de. O maçta Galatasaray'ın alacağı bir galibiyetten sonra medya rüzgarı terse döner ve Galatasaray'ı yeren medya, düne kadar övdüğü Fenerbahçe'ye yüklenmeye başlar. futbolumuzun bütün birimleri bozuk ancak medya kadar hiçbiri bozuk değil. Hem yazılı hem görsel medya. Hemde yayıncı kuruluş; öyleki bugün Fenerbahçe lehine verilen tartışmalı bayrakların hiçbirinin tekrarı verilmedi. Kadıköyde'ki her maçta Aziz Yıldırım'ın özel isteğiyle maçları Melih Şendil'in anlatmasından sonra 2. bir kıyak da bu sanırım Ligtv'den Fenerbahçe'ye yapılan..

17 Ekim 2009 Cumartesi

Beşiktaş 2-1 Kasımpaşa// Kalite Farkı


İki haftadır okulla ilgili bazı işlerim ve sorunlarım olduğu için bloga yazı yazamadığımı belirtmek istiyorum. Umarım bundan sonra bu kadar uzun bir ara vermek zorunda kalmam..

Maça gelince; Beşiktaş için Denizli maçından sonra üstüste 2. galibiyeti almak için uygun bir rakipti Kasımpaşaspor. Maçın başında da Beşiktaş için kolay bir maç olacağının sinyalleri görülüyordu sahada. 8. dakikada Nihat'ın attığı gol kolay bir maçın habercisiydi. Bu golden sonra birkaç dakika daha Beşiktaş daha etkiliydi sahada ama özellikle 20. dakikadan sonra Kasımpaşa topa daha fazla hakim olan, rakip sahada daha çok gözüken ekipti. %58 ye %42.. Ancak Murat Erdoğan dışında ileriye top taşıyacak kalitede ismi olmadığı için Beşiktaşı çok rahatsız edemediler. Murat Erdoğan Kasımpaşa'nın en istekli en sorumluluk almaya çalışan oyuncusuydu ama bu durumu biraz fazla abartıp boş adama pas atmayıp çalım atmaya çalışması onu gereğinden fazla yordu ve geri dönüşlerde aksamasına neden oldu. Yılmaz Vural sanırım bu yüzden ilk yarının bitimini beklemeden kendisini dışarı aldı..

Kasımpaşa üretkenlikten uzak baskısından sonuç çıkaramayınca Tabata'nın güzel pasında topu ağlara gönderen Bobo'nun golüyle 2 farklı geriye düştü. Zaten Beşiktaş'a karşı pozisyon bulmakta zorlanan Kasımpaşa'nın 2-0 dan maçı çevirmesi mucize olurdu. İkinci yarıda Beşiktaş'ın kontrollü oyunu ve yine Kasımpaşa'nın kısır top hakimiyeti maçı fazlasıyla zevksiz kıldı. Ta ki Ferrari'nin kırmızı kart da görmesine neden olan penaltı kararına kadar. Bana biraz ağır bir karar gibi geldi penaltı ama eğer o karar çıkıyorsa kırmızı kart da kaçınılmazdı. Daha önce de Ernst'in kırmızı kart görmesi Beşiktaş'ı 9 kişi bıraktı ve kalan 7-8 dakikalık süre bu kadar rahat geçen bir maçın krize girmesine neden oldu. Ama Kasımpaşa yine Beşiktaş kalesinde tehlike yaratamadı. Sadece maçın 11' e 9 oynanması krize neden oldu.

Kasımpaşa da Moritz ve Murat Erdoğan dışında herhangi bir oyuncunun süper lig seviyesinde olmadığını düşünüyorum. Hepsi Kasımpaşa ile beraber Bank Asya'ya geri dönerler sezon sonunda. 2 sezon önceki Süper Lig tecrübelerinde de kadrolarında Moritz ve o da takımla birlikte küme düşmüştü ancak bu sefer bir üst seviyedeki bir takıma transfer yapar diye düşünüyorum(Gençlerbirliği Kayseri gibi bir takım). Hafta içinde milli takım teknik direktörlüğüne adaylığını koyan Yılmaz Vural'ı burdan kutlamak istiyorum. Kasımpaşa'yı Galatasaray maçıdnan sonra ikinci kez 90 dakika izledim ve bir teknik adam bu kadroyu daha iyi oynatamaz. İnönü'de Beşiktaş karşısında %60 topa sahip olmak, rakip sahaya bu kadar yerleşmek kolay bir iş değildir ve bu kısıtlı kadroya rağmen Kasımpaşa bunu bu gece başarabildi. Ancak yaratıclık sağlayacak oyuncuları olmadığı için skoru da lehlerine çeviremediler. Devre arasında FM efsanesinden fazlası olmayan Azar Karadaş yerine iyi bir golcü almaları şart ve devre arasına kadar da alabilcekleri maksimum puanı toplamalılar yoksa 2. TSL maceraları da 1 seneden fazla sürmez.

Beşiktaş'ta İsmail maça iyi başladı ancak skor üstünlüğünden sonra Beşiktaş ile birlikte o da durdu. Zaten huücumunun etkili olduğunu biliyoruz, Kasımpaşa'nın da onun boşalttığı kanadı iyi kullanamaması savunma açısından da eksiklerini ortaya çıkarmadı. İbrahim Toraman bence Türkiye'nin en iyi 3 yerli stoperinden biri ancak önlibero için yetenekleri sınırlı. Orta alanda atağa çıkarken kaptırdığı topları daha iyi bir takım cezalandırabilir. Kasımpaşa'nın penaltıdan gelen golü de İbrahim'in kaptırdığı top sonrasında geldi.

Beşiktaş haftaya Eskişehir deplasmanına gidiyor. Geçen haftaki Kayseri maçında namağlup ünvanını yitirdiler ancak bunun Galatasaray maçının ertesi haftada gelmesi durumun yorgunluk ya da rehavet ile alakalı olabilceğini gösteriyor. Ernst, Sivok ve Ferrari'nin eksikliğini çok fazla hissedebilcekleri bir maç olucak Beşiktaş için. Kasımpaşa maçında aldıklar 3 puanın diyeti daha pahalıya kaçabilir.

Bir söz de Beşiktaş seyircisine; yönetimi istifaya davet edebilirsiniz, bu hakkınız ancak tepkinizi atılan golden sonra ve maç esnasında sahaya sırtınızı çevirerek gösterirseniz bundan daha çok takımınız etkilenir. Bu kadar takımına aşık bir taraftarın istemeden de olsa takımına zarar vermesi açıkçası beni biraz üzdü bu akşam.

4 Ekim 2009 Pazar

Ankaragücü 3-0 Galatasaray//Rijkaard'a Güvenmek


Chelsea-Liverpool ve Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçlarından dolayı maç yazısı bu saate kaldı. Yine analiz kısmına girmeyeceğim çünkü 3 maçtır sahada aynı oyun oynanıyor. % 60'ın altına inmeyen topla oynama yüzdesi, girilen % 100'lük en az 5 pozisyona rağmen(eskişehir maçında bu sayı sadece 2 idi) kaybedilen puanlar. Evet Galatasaray kendisinden beklenildiği gibi oynamıyor, gerçi beklenen şey de ilk günden itibaren Barcelona gibi oynaması, çok pozisyon veriyor ve maç başına 5 gol atamıyor ama kendisine maçı kazandıracak golleri bulduğu net pozisyonlardan bir türlü çıkaramıyor. Rijkaard'ın da dediği gibi gol atamazsanız maçı da kazanamazsınız..

-1 aydır sakat olan Aydın uzun süre sonra 11 çıktığı ilk maçta Kewell'dan çok daha fazla bu formayı hakettiğini gösterdi. Tabi ki Keita'nın eksikliğini kapatamadı ancak Kewell'dan daha fazlasını verdi bugün takıma..Faul olmayan bir pozisyonda!! sakatlanıp oyundan çıkana kadar faydalıydı..

-Kewell'ın bu 7. maçı..Nonda'ya çıkardığı top dışında yine tek bir pası dahi doğru yere atamadı. Galatasaray'a gelmeden önce sorsalardı dünyada en sevdiğin 5 futbolcu kim diye, kesinlikle içlerinde Kewell'ı da sayardım. Hatta Zidane'dan sonra ikinci kez aldığım bir formanın arkasına isim yazdırdım. Ancak bu performansı böyle devam ederse, ilk 18'e bile alınmasına karşı çıkarım. Çünkü Serdar Eylik bundan daha kötü bir performans gösteremez, en azından onu kazanmak adına bir adım atılmış olur. Hele Aydın'dan önce kadroda düşünülmesi tam bir facia olur benim nazarımda..

-İngiltere Ligi'nin sıkı bir takipçisiyim ve Elano'yu Manchester City'de defalarca izledim, temponun ve sertliğin son derece üst düzey olduğu ligde dahi hiç bir maçta Türkiye'deki kadar ezildiğini, silindiğini görmedim. Ligde 8 maç oldu ve artık hazır durumda olmaması birilerinin hatasıdır. İzlediğimiz ve beklediğimiz Elano'nun bir an önce sahada olması lazım yoksa erken ayrılık bile gündeme gelebilir..

-Milli maçtan sonra Arda'nın formsuzluğunu hepimizi biliyoruz ancak bu formsuzluk ondan daha fazla şeyler almaya başladı. Yapamadığı hareketlerin üstüne giderek, pas tercihlerini kullanmayarak sadece kendisine değil, takımına da zarar vermeye başladı..Bunun şımarmakla, egoyla alakası yok, sadece yapamadığı şeylerin üstüne gitme hırsıyla alakası olan birşey. Bir nevi kaş yapayım derken göz çıkarmak Arda'nın yaptığı şey.

-Servet Çetin için Bosna Hersek maçından sonra, bütün üst düzey forvet oyuncularına birebirde üstünlük kurduğunu söylemiştim. Son iki sezondur Servet'in bir maça bu kadar ezildiğini gördüm. Hemde ezildiği futbolcu kimsenin beğenmediği, gittiği her takımdan kovulan 32 yaşındaki Ceyhun Eriş.. Tamam fizik olarak düşebilirsin, her oyuncunun böyle dönemleri olabilir ama Servet'in ne işi var sağ çizgide, senin mi görevin sol beki geçip sıfırdan orta yapmak.. Bu nasıl bir mantık çözemiyorum.. İlk golde çevremdeki herkes(bugün uzun bir aradan sonra kahvede izledim maçı) Uğur'a küfretmeye başladı..Evet Uğur çok kötü iki tane çalım yedi, sakatlıktan önceki çevikliğinde değil, bunlar doğru şeyler ama o pozisyonda Servet ile Hakan Balta nerde?? Önliberolar nerde?? Pozisyonda sadece Uğur ve Murat var, çalımı yiyor Uğur ve golün tek suçlusu oluyor. Bu da ülkemin insanlarının en iyi anladığı şey olan futbolun cilvesi olsa gerek!!

Sturm Graz maçından sonra gerçek anlamda sabır gösterilmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Bu maçtan sonra da diyeceğim şey Rijkaard ve sistemine sabır gösterilmesi gerektiğidir ancak oyuncular özelinde gösterilen sabırlar artık bardağı taşırma noktasına geliyor. Yeni bir sisteme adapte olmak her oyuncu için zordur. Mesela beklerin tam saha oynamak zorunda olması, ileri uç elemanlarının topun arkasında kalması vs. zamanla oturcak şeyler, ha deyince olmaz ama, gerekli gereksiz topla çıkmamak, yok yere topu 70 metre şişirmemek bir anda olabilcek şeylerdir..Verimliliği zamanla artar ama bu kadar basit kuralları uygulamamak ihanettir, hatta ve hatta daha da ileri gidip, sistemi baltalamaktır diyorum..

Yine çevremedeki herkes: 'ya Ankaragücü ile oynuyorsun niye Nonda'yı alırken Baros'u çıkarıyorsun. Çift forvete dönsek maçı alırdık' demeye başladı. Evet bence de 45. dakika da Arda-Elano ikilisinden birini çıkarıp Nonda'yı alsaydık daha çok pozisyona girerdi Galatasaray ve maçı da kazanırdı.. Ee sonra?? Bu çift forvet oynasaydık diyenler değil miydi Fenerbahçelilere hava atan, biz geleceğin takımını kuruyoruz bilmem kaç sene sonra 2. Barcelona olacağız vs.. Bu kafayla mı olacak bu takım.. Rijkaard'da biliyodur eminim ki çift forvet oynarsa bu takımın bugün maçı kazacağını. Ama bir sistemi oturtmaya çalışırken, bundan taviz verip başka bir sistemle kazanmanın asıl oturtulmak istenen sistemin en büyük düşmanı olacağını da biliyor kendisi. Daha ortada birşey yokken eskisi gibi topu şişirenler, oyun sıkıştığı zaman çift forvet diye ağlamayacaklar mı?? Çift forvetle bir maç kazanırsa Rijkaard sonraki her puan kaybında sisteminin kökten değiştirilmesi gerektiği konuşulmayacak mı basında?? Futbolcuların da beyinleri yıkanmayacak mı?? Sisteme olan inanç, bağlılık zayıflamayacak mı?? O zaman hedeflenen 10 sene sonrası çöpe atılmış olmayacak mı??

Evet diyebilirsiniz 'yuh, amma abarttın, bir maçta çift forvete dönmek gelecek 10 seneyi etkiler mi?' .. Evet belki biraz abartı ama şuna kesinlikle inanıyorum ki, çift forvetle alınacak 3 puan 4-3-3 ile kaybedilmiş 3 puandan daha fazla zarar verir bu takıma. Eğer gerçekten geleceği planlıyorsak ve adımlarımız gelecek 10 sene içinse şayet..

2 Ekim 2009 Cuma

Galatasaray 1-1 Sturm Graz

Maçın analizi hakkında fazla bir yorumda bulumayacağım. Zaten izleyen herkes sorunları görmüştür. Eskişehir maçına benzer bir maçtı. Sadece Sturm Graz topu yere indirip pas yaptı ve daha çok pozisyon buldu ve Galatasaray defansını zorladı. Eskişehir de bunu yapabilseydi daha iyi bir sonuç alabilirdi diye belirtmiştim. Ayhan'ın takıma dönmesi oyunu ilk yarıda da rakip sahada oynama şansı doğurdu ve topla oynama oranları %60 a %40 Galatasaray lehine oldu. İlerleyen dakikalarda Ayhan'ın oyundan düşmesi, Mehmet Topal'ın her zamanki gibi yavaş oyunu, Sabri'nin ilk dakikalardaki müthiş dinamizminin kesilmesi Sturm Graz'ın oyunun sahasının karşı yarı alanında da bir kale olduğunun farkına varmasına neden oldu.Neyse fazla maç analizi yapmayacağım, sadece gördüğüm eksikleri yazacağım..
-Arda milli maç arasından sonra bir tülü toparlanamadı. 4 maçtır sahaya ağırlığını koyamıyor ve inanılmaz top kayıpları yapıyor. Durumu sadece yoğun maç temposundan dolayı bünyesinin yorulmasıyla mı alakalı yoksa özel hayatında bir takım sorunlar mı var bilemiyorum tabi ki ama eğer gerçekten dünya çapında bir yıldız olmak ve avrupanın sayılı klüplerine transfer yapmak istiyorsa bu duraklama dönemlerini bu kadar uzun tutmamalı.

-Kewell 6 maçtır tek bir olumlu hareket dahi yapmadı. Geçen sezonda, bu sezonun başında da kritik goller attı ama oyunun geri kalan bölümlerinde bu kadar etkisiz, hatta zarar vererek oynaması artık kadroda olmaması gerekliliğinin sorgulanmasını doğurabilir. Bence de düşünülmeli. Sezon başında izlediğimiz Aydın bu Kewell'ın kat kat önünde bir performans sergiledi ve açıkçası formayı daha fazla hakediyor.

-Elano, Ayhan değişikliğinden sonra orta sahaya geçti ve o ana kadarki performansından daha etkili bir oyun ortaya koydu. Attığı 3 pasla Galatasaray'ı gol pozisyonuna soktu(başka da ah vah dedittirecek bir pozisyon olmadı zaten) ve Baros'ta bunlardan birini gol yaptı 1 puanı kurtardı.

-Mehmet Topal oyunu yavaşlatıyor. Mustafa Sarp'ın zaten tek eksiği olarak topu çok yana oynamasını ve ayağından çabuk çıkaramamsını belirtmiştim.. Yani ortak özellikleri orta sahada oyunu yavaşlatan iki oyuncu olmaları. Bu durumda Sabri ile beraber takımın en dinamik iki oyuncusundan biri olan Barış'ın 18 de bile düşünülmemesi çok şaşırtıyor beni ve açıkçası yadırgıyorum. Sanırım bir maçta oyundan çıkarken gösterdiği tepkiden dolayı Rijkaard üstünü çizdi çünkü Barış mental olarak ne kadar zayıf olursa olsun bu kadar unutulcak bir oyuncu değil.

-Hakan Balta sezon başından beri kötü. Geçen 2 sezondaki performansını mumla aratacak kadar kötü hemde..Defansta eskisi kadar geçilmez ve güvenilir değil, hücum olarak da zaten zayıf olan yönünü tamamen köreltmiş vaziyette. Önündeki oyuncuyu doğru paslarıyla ve arkasını(hücumdayken) doğru bir şekilde kapatmasıyla çok rahatlatırdı ancak bu sezon iki özelliğinin de yerinde yeller esiyor. O da acilen toparlanmalı çünkü bu takımın en çok ihtiyacı olan oyunculardan biri aksi halde formayı kaptırması açıkçası beni hiç şaşırtmaz.

-Bir de Keita ile Baros arasında bir problem mi var bilemiyorum ancak bu iki oyuncu ikiye bir oyunların olduğu yerlerde birbirlerine pas atmamaya özen gösteriyorlar. Özellikle son dakikalarda Baros Keita'nın koşusunu görmesine rağmen topu atmaması ve Keita'nın sıfıra indiği pozisyonda Baros yerine geride duran ve zor pozisyonda olan Arda'yı tercih etmesi beni bu fikre itti. Umarım yanılıyorumdur ve Keita-Nonda kankalığı Baros-Keita düşmanlığını doğurmaz..

Galatasaray taraftarlarına da bir hatırlatma yaparak maç yazısını bitirmek istiyorum. Rijkaard Türkiye'ye geldiği gün gerek yönetim gerek basın gerekse taraftarlar tek bir ortak anahtar kelimede birleştiler: 'Sabır'..'Gerekirse 1-2 sene şampiyon olmayalım ama Rijkaard ve ekibiyle yola devam edelim ve Barcelona ekolünü takımımıza kazandıralım' düşüncesi hakimdi herkesçe. Şimdi elimizde bir tablo oluştu.. Ligde 8 maç 7 galibiyet 1 beraberlik. Avrupa kupalarında 8 maç 5 galibiyet 3 beraberlik (berabere biten maçlardan biri 5-0'ın rövanşı). 'Sabır' kelimesinde birleşenler Rijkaard'ın geldiği gün 16 maçta 12 galibiyet 4 beraberlik ve 43 gol bekliyolar mıydı? Bu takımın suçu sezona beklenilenden çok daha iyi bir şekilde mi girmesi? Bu durum mu 'sabır'lı insanlarımızı sabırsızlaştıran?
Evet Galatasaray son iki maçını kazanamadı üstelik ikisi de iç sahadaydı ama hayali kurulan güzel günler için sabredilmeyecek kadar kötü bir durum mu bu?? Unutulmasın ki şu an ağzımızın suyu akarak izlediğimiz ve hedeflediğimiz Barcelona Rijkaard'ın geldiği sezon küme düşme hattını bile ziyaret etmişti. Ama o sihirli kelime sayesinde şu an geldikleri yer ortada...

28 Eylül 2009 Pazartesi

Hayko Cepkin vs. Mesut Özil

Hayko Cepkin

Mesut Özil
Faketmeyen kalmamıştır herhalde ama eklemeden duramadım..



Vee Maç Başlıyor!!


Dönemi, yaz okulu, stajı derken yılın 11 ayı okurlarını kendisine bağlayan ömür törpüsü bugün itibariyle yeni sezonu resmi olarak açıyor..
Dün akşamki sonuçtan sonra 75 muhabbeti ''biz 7'de7 yaptık siz yapamadınız''a dönecek muhtemelen ama onlarda olmasa çekilmez bu okul..Bir de batak var tabii

27 Eylül 2009 Pazar

Galatasaray 1-1 Eskişehirspor// AntiFutbol


Eskişehirspor için daha önce alması gereken tüm puanları aldığını bugün ekstra puan(lar) için sahaya çıkacağını söylemiştik ve istediklerini aldılar.. Sanırım aldıkları bu 1 puana Eskilşehir cephesinde kimsenin itirazı yoktur. Hem hedef olarak hem sahadaki oyun olarak fazlasını beklemek abes olurdu..

Eskişehir açıkçası çirkef mi oynadı? Hayır.. Peki oyunu çirkinleştirdiler mi? Bence evet.. Açıkçası aldıkları skorlardan sonra herkesin dikkatini çekmeyi başardılar ve kadro yapısıyla da bana umut vermişlerdi. Ligde güzel oyun oynamak isteyen bir takımın olduğu fikri beni sevindirmişlerdi ancak 4 forvet oyuncusuyla oynamasına rağmen oyunun hiçbir bölümünde hücumda çoğalamadılar, topları olumlu kullanamadılar.. Oyun şablonları uzun topları Ümit ya da Mehmet'in indirmesi, bu toplara da Youla'nın savunma aralarına koşu yapmasına dayalıydı. Bu oyun şablonu normal olarak Burak Yılmaz'ı kullanamadılar.. Topu yere indirip ayağa pas yapmayı deneselerdi muhtemelen bu kadar gömülmek zorunda kalmazdı ve oyunu çirkinleştirmemiş olurlardı..

Galatasaray'da orta sahada 2 klasik önliberonun oynaması yaratıcılığı düşürüyor, onun da ötesinde topu rakip yarı sahada tutma özelliğini yitirmesine neden oluyor. Açıkçası Ayhan'ı beğenmeyen birisiyim ama Galatasaray'ın oynamak istediği oyun düzeninde Ayhan bu takımda alternatifi olmayan tek isim(Linderoth'u saymıyorum tabiki).

Gerets döneminde Galatasaray 5-0-5 gibi bir taktikle oynardı. 4 lü savunmanın önünde Saidoo, ilerde İliç, Hasan, Necati, Ümit Karan ve Hakan Şükür.. Bu seneki Galatasaray'da işte o beğenmediğim Ayhan oynamadığı zaman 6-0-4 gibi bir dizilişe geliyor..Hücum ile defans blogu arasında köprüyü kuran Ayhan oynadığı zaman orta sahada top tutma özelliği sayesinde önliberonun da Arda'nın da kendisine yakınlaşmasını sağlıyor ve çok daha sağlıklı bir 4-3-3 oynayabiliyor takım..

Maça dönecek olursak, öne geçen Galatasaray'ın oyunu sürklase etmesini ve farkı açmasını bekledim ancak Eskişehir geçen haftalardaki rakipler gibi oyun disiplininden kopmadı ve biraz da şansla golü buldu.. Bu dakikadan sonra Eskişehir dün Antalya'nın son dakikadaki dizilişinin tersine bir oyun oynadı. Galatasaray kalesine en yakın oyuncusu Leo Franco'dan yaklaşık 70 metre uzaklıktaydı.. İleriye topu çıkaramadılar ve Rıza Çalımbay'da Serdar'la Bülent'i oyuna alarak orta sahada topa biraz daha fazla hakim olmak istedi ancak onlarda arkadaşlarına uyunca Eskişehir tamamen skoru korumaya çalışan takım görüntüsüne büründü..Son oyuncu değişikliğinde de Rıza hoca takımına uydu ve Youla'yı oyundan çıkarıp bir önlibero daha aldı oyuna,Ragıp Başdağ.. Sanırım tek düşüncesi bir puanı koparmaktı, çünkü Youla ne kadar kötü oynarsa oynasın rakibin arkasını bu kadar boşalttığı dakikalarda gole her zaman en yakın oyuncudur Eskişehirspor'da..

Galatasaray 2. gol için herşeyi yaptı diyebiliriz..Sağdan denedi, soldan denedi, ortadan Arda ve Baros ile delmeyi denedi, yüksek toplarla rakip savunmayı hataya zorlamayı denedi ancak golü bırakın son dakikadaki Keita'nın volesi dışında pozisyona bile giremedi.. Bu konu hakkında uzun uzun konuşulur tabi ki ama bence Galatasaray yapabilceği herşeyi yaptı ancak Eskişehir'in tamamen oynatmamaya dayalı oyunu hücumun her yolunu tıkadı.. Bu tarz maçlarda gol üç şekilde gelebilir ; duran top, karambol, yada 0 'a inerek.. Sabri'nin 2 sezondur sıfıra inemediğini zaten biliyoruz.. Kewell o özelliklerini Liverpool'da zaten kaybetti..Uğur ters kanattan bir iki kere inmeyi başardı ancak sol ayağı yetersiz olduğu için bitirici ortayı yapamadı.. Keita da Aydın oyuna girdikten sonra sola çekilince 0'a inmeyi başaramadı..Aslında Keita sağda kalsaydı Aydın Kewell'ın kanadında oynasaydı şansı biraz daha fazla olabilirdi..Rijkaard'ın kararı saygı duymak lazım..Tıpkı Elano'nun 90 dakika oyuna almamasına saygı göstermek gerektiği gibi..

Rijkaard olunca işin içinde söz söylemek yersiz oluyor tabi ama 7 milyon € verilen, duran toplarda ve uzaktan atılan şutlarda etkili olan bir oyuncunun en azından son yarım saat oynamasını beklerdim. Özellikle Arda bu kadar etkisizken.. Arda'daki 3-4 maçlık form düşüklüğü devam ediyor ama dediğim gibi rakibin oyun yapısını da gözardı etmemek gerekir. Hiç boş alan bırakmadılar ve topun olduğu yere 2-3 kişiyle sert bir baskı yaptılar..

Cüneyt Çakır'a da bir kaç söz söylemek gerekiyor tabiki.. Hakemler hakkında tek taraflı olarak fazla eleştirmemeye dikkat ediyorum her zaman ancak oyunu genel olarak kötü yönettikleri zaman birşeyler söylemeden duramıyorum.. Allah aşkına Cüneyt Çakır bu maçı EPL'de yönetseyi bir daha maç verirler miydi merak ediyorum.. Hüseyin Göçkek için de söylemiştim Fenerbahçe- İ.B.B maçından sonra..Bir hakem bu kadar düdük çalarsa sahada hangi takım oynarsa oynasın tempo yükselmez ve zevkli bir maç izleyemeyiz. Bugün faul olması için oyuncunun yere düşmesi yeterliydi. Hakemin faul kıstası buydu tamamen. Oyuncu yere düşüyorsa pozisyonu süzmeden düdüğü çaldı. MHK ne iş yapar, seminerlerde ne anlatır çok merak ediyorum.. Bu kadar kaliteyi düşüren hakemler olduktan sonra ligimizin zaten yurtdışında izlenmesini beklemek olmaz..

Eskişehirspor lig başından beri istediği alarak yoluna devam ediyor ve 7. haftanın sonunda da yenilgisiz olarak devam ediyorlar lige ancak bende büyük bir hayal kırıklığı yarattılar.. Seyircisi de olan bir takım, ileri uç elemanları da gayet kaliteli ancak özellikle İstanbul deplasmanlarında bu gece gibi oynarlarsa, futbolseverlerin istediği lige renk katan takım sıkıntısını gideremezler. Galatasaray'da geçen hafta kırdığı rekoru ileriye taşıyamadı ve geçen sezondan sonra yine Eskişehirspor'u yenemedi.. Geçen haftaki Kasımpaşa maçı ve bu akşamki Eskişehirspor maçı diğer takımlar için bir örnek olacaktır ve bundan sonra Galatasaray maçlarında topyekün savunma yapan takımlar görmek kesinlikle süpriz olmayacaktır.. Sanırım bu haftaki en büyük kayıp da rakiplerine verdiği 'reçete'dir: Antifutbol

Haifa Wehbe


%100 cotton

26 Eylül 2009 Cumartesi

Antalyaspor 1-2 Fenerbahçe//Akılsızlar


Maç açıkçası beklediğim gibi başladı. İlk golü atana kadar Fenerbahçe saldıracak, golden sonra ise yine tempoyu düşürerek geride Antalyaspor'a açık vermeyecek. Planı 21. dakikada Ali Zitouni'nin golü bozdu. Bu dakikadan sonra Fenerbahçe golü bulmak için daha istekli oynadı ve tahminimden daha zevkli bir maç izledik.

Fenerbahçe maçından zevk almak için sanırım skor üstünlüğünün Fenerbahçe'de olmaması gerekiyor. Golü bulana kadar istekli, arzulu ve baskılı oyun, meyvesini alınca da geride eksik yakalanmamak için kontrollü oyun.. Bugün sadece 10 dakika önde kalabilince de çoğu zeka kübü Alex'in hazırladığı pozisyonlar ve direkten dönen toplar izleyebildik. Belki de bu sezon ilk kez bu kadar gol denemesi yaptı Fenerbahçe..

Gökhan Gönül'ün sakatlığının ardından 10 kişi kalan Fenerbahçe!! 80. dakikaya kadar oyunu rakip yarı alana bir türlü yıkamadı. 10 kişi kalan Fenerbahçe dedik, izleyenler hak verecektir sanırım, Mehmet Topuz'un sağ beke çekilmesi ve Alex'in bir kademe geri gelmesi Fenerbahçe'yi orta sahadan düşürdü ve Antalya'nın rahat bir şekilde orta sahayı geçmesine neden oldu. Açıkçası benimde ilk aklıma gelen hamleydi Topuz'un sağa çekilmesi, kenarda Semih'i görünce fakat 5 dakika sonra yanlış karar olduğu ortaya çıktı. Benim anlamadığım bu kadar açık bir şeyi Fenerbahçe teknik heyeti nasıl göremiyor. Tamam yaptın değişikliği de oyunu hiç mi izlemiyorsun, çözüm düşünmüyorsun..İlginç..

Direkten dönen 3 top ve kaçan en az 4 net gol pozisyonuyla Fenerbahçe zaten maçı haketmişti Daum'a rağmen ama Antalyaspor'un son dakikadaki harakirisinin herhangi bir açıklaması yok..Tamam son dakika, ve o dakiklarda girdiğin 2 pozisyon sana hırs kazandırmış ama 1 puana bu kadar yaklaşmışken son adamın kalenden 70 metre uzakta olması nasıl bir düşünce yapısı anlayabilmek mümkün değil. Son dakika, gözünü karartıp takımının 1 puan alması için kırmızı kart görmeye razı birçok oyuncu var o sahada ama hepsi Fenerbahçe ceza alanı içinde. Müdahale edecek adam yok koskoca 70 metrede ve orta saha çizgisinde 3 tane Fenerbahçeli oyuncu pusuya yatmış topu bekliyor, Alex gelişigüzel bir pas ve 3'e 0: gol..Elde var '0'..

Fenerbahçe fazlasıyla hakettiği ama kendi elleriyle alamadığı(tamamen şansızlık) galibiyeti Antalyaspor'un uzattığı tepsiden aldı ve 7'de 7 yaparak kendi rekorunu egale etti. Şimdi yarın rahat rahat izleyecekleri Galatasaray-Eskişehirspor maçını(haftanın maçı olması muhtemel) bekliyorlar..

Antalyaspor - Fenerbahçe//Maç Öncesi

Lige 6'da 6 yaparak başlayan Fenerbahçe, 7. haftada eksik Antalya önüne çıkıyor..Ev sahibinde kaleci Ömer, Yalçın, Fatih Ceylan ve Serge Djehoua eksik.. Fenerbahçe'de ise Emre cezalı ve Bilica'da yabancı kontenjaına takıldı. Roberto Carlos'u sezon sonuna kadar kalmasına ikna için verilmiş bir garanti gibi gözüküyor bu durum..Ayrıca sakatlığı tamamen geçen ve hafta içi idmanların yıldızı olan Özer yine ilginç bir kararla İstanbul'da bırakıldı. Daum'u bazen anlamak zor oluyor işte.

Fenerbahçe'nin sezon başından beri tempo problemi olduğu aşikar ama bu durum deplasmanda beklenenden daha başarılı bir grafik çizmesine neden oluyor. Anadolu takımlarının düşük tempoda fark yaratacak isimlere sahip olmaması Fenerbahçe'nin temposuz oyun sistemine karşı kazanma şanslarını düşürüyor. Kaldı ki Antalya'da bugün fiziğiyle defansı zorlayabilcek en önemli ismi (Serge) yok. Yani temposuz bir maçta Antalya adına etkili olabilcek kozları yok. Bu konuda geriye bir isim kalıyor, o da forma girememiş olmasına rağmen Necati Ateş.

Açıkçası zevksiz bir maç bekliyorum, az gol olur ve Alex faktörü bugün maçın sonucunu belirler. Antalya için en iyi sonuç beraberlik olur, o da gol yememeyi başarabilirlerse..

Büyüksün Adana Demirspor!!


Öncelikle şunu söyleyeyim burada herhangi bir siyasi görüşü savunmuyorum, sadece 80’den sonra apolitikleşen bir ülkede, bir topluluğun kendi ideolojilerini, felsefi duruşlarını bu kadar seviyeli gösterebilmesini takdir ediyorum.

Adana Demirspor’un Livorno ile oynadığı maça ve naklen yayın rezaletini bir bildiri ile bir çok blog yazarı kendi blogunda yer vermişti. Bende yer verdiğim bu bildirinin altında siyasetin futbola karışmasından rahatsızlık duyduğumu ancak bu durumun farklı olduğunu belirtmiştim, takdir etmiştim.

Adana Demirspor şimdi işi biraz daha büyütüp liglerin devre arasında iklim avantajından yararlanarak Adana’da bir turnuva düzenlemek için girişimlere başlamışlar. Bu bağlamda sol görüşleriyle tanınan Livorno, Celtic, St. Pauli, Marsilya ve AEK takımlarını Adana’da toplayarak bir turnuva düzenlemek isteğindeler. Şimdiye kadar St. Pauli ve Livorno’dan olumlu yanıt alınmış bile. Diğerleriyle de ilk görüşmelerin olumlu geçtiğini açıklamış klüp başkanı Bekir Çınar. Şöyle demiş;

"Livorno ve St.Pauli kulüpleri bu teklifi kabul ettiler. Diğer kulüplerle yaptığımız ön görüşmeler çok olumlu oldu. Adana sıcak bir iklim olması nedeniyle devre arası kamp çalışmaları için çok uygun... Tesis bakımından yeterliyiz. Mükemmel otellerimiz var. Bu turnuvayla hem felsefi duruşumuzu göstereceğiz. Hem de Adana'nın devre arası kamp çalışmaları için Antalya kadar yeterli olduğunu ispatlayacağız"

Bir taşla iki kuş. Livorno maçıyla samimiyetlerini zaten ispatlamış oldukları için bu işin sadece ticari ya da tanırım amaçlı olmadığı çok açık. Zaten turnuvanın amacı da şu; “Futbolda şiddete, ırkçılığa ve endüstriyel futbolun yarattığı sorunlara karşı anlamlı bir tepki göstermek”.
İkinci olarak da yıllardır Antalya’nın gölgesinde kalmış olan Adana şehrinin hak ettiği değeri bulmasını ve yaz kampları için etkili bir alternatif olduğunun ispatlanması..

Adana Demirspor’u felsefelerine ve ideolojilerine bu kadar sadık oldukları ve bunu inanılmaz güzel bir yöntemle kimseyi rahatsız etmeden gösterdikleri için tebrik ediyor ve turnuvayı merakla bekliyorum. Umarım bu sefer T.V başında izleyebiliriz..

25 Eylül 2009 Cuma

Şansa Bak!!

Uefa kendi resmi sitesinde Galatasaray'ı haftanın takımı ilan etti. Galatasaray'ın şansı bu sezon her alanda kendisini gösteriyor!!.He tabi bir de 10. hafta olmadıktan sonra bir değeri da yok bu 'pick of the week' ödülünün..

Ayrıca haftanın oyuncusu olarak Raul Gonzalez, Haftanın maçını da normal olarak Manchester United-Manchester City olarak seçilmiş.

Turkcell Süper Lig 7. Hafta Tahminleri

Turkcell Süper Lig’in bu hafta 7. maçları oynanacak. 6 haftada ligde bazı şeyler şekillenmeye başladı ve takımlar hakkında yorum yapabilecek kadar bilgi sahibi olduk. Bundan sonra imkanım oldukça maçlar öncesinde değerlendirmelerde bulunacağım. Bu değerlendirmelerde biraz da İddaa tahmini tadında olacak. Umarım bu konuda destek olabilirim.

Gençlerbirliği - Trabzonspor

Bu sezon Thomas Doll ile birlikte eski günlerine geri dönüş sinyalleri veren Gençlerbirliği ligin namağlup 4 takımından biri. Orta sahada iyi pres yapan ve kazandıkları topları iyi kullanan bir takım. Ayrıca kanat oyuncuları Burhan ve Mustafa Pektemek de son derece yetenekli ve kaliteli oyuncular. İleride de Doll ile birlikte yeniden doğan Kahe takımın gol yükünü çekiyor. Mustafa Pektemek’in attığı 3 golü de es geçmemek lazım tabi ki.
Trabzonspor’da ise Hugo Bross yaptığı hatalardan döndü ve takım kazanmaya başladı. Neydi bu yanlışlar; Engin, Alanzinho, Serkan gibi sadece dribbling yapan oyunculardan 2’sini yanına aldı ve futbol zekası bu isimlerden daha yüksek olan Gabric’i koydu ve çift forvete döndü. Alanzinho, Engin ve Colman forveti ikileyebilecek ve takımın gol yükünü forvet oyuncusuyla paylaşabilecek yapıda değiller. Tabi ilk haftalarda tek forvet oynamaya mecburdu çünkü Gökhan Ünal sakattı ve elinde başka oyuncu yoktu. Ancak Umut’la beraber çift forvet oynamaya başladıktan sonra (suni i.b.b maçı da var tabi ) iki maç 9 gol.
İki takımda da eksik oyuncu yok ve Trabzonspor’da Yattara bugün ilk 18’de olacak.
Bu haftanın tahmin edilmesi en zor maçı şüphesiz 3 ihtimalli bir maç. Uzak durulması gerektiğini belirtmekle beraber;

Tahmin: 2-3 gol oran: 1.75

Antalyaspor – Fenerbahçe

Sezon başından beri Fenerbahçe temposuz futbol oynuyor ve bu durum Fenerbahçe taraftarını rahatsız ediyor. Ancak bu temposuzluk deplasmanda Fenerbahçe’nin çok işine yarıyor. Özellikle Bursaspor maçını Fenerbahçe bu temposuzlukla kazandı. Anadolu takımlarına karşı tempoyu yükseltir ve savunmanızı ileriye çıkartırsanız (temposuzlukla savunmanın geride kalması birebir ilişkilidir) en iyi yaptıkları iş olan kontratak için onlara destek vermiş olursunuz.
Antalyaspor’da kaleci Ömer’in sakatlığı sürüyor ve savunmada Yalçın ‘da oynamayacak. İlerde de geçen sezon Antalyaspor’un ligde kalmasında çok önemli bir paya sahip olan Serge Djiehoua geçen haftadan kırmızı kart cezalısı. Yalçın yerine Batak ilerde de Necati – Veysel ikilisiyle oynayacaktır Mehmet Özdilek. Ayrıca kulübede Balili’nin olduğunu da unutmamak lazım.
Tahmin: 2 Oran: 1.25 (2.05 lik oranla alt da tercih edilebilir.)

Bursaspor – Diyarbakırspor

Bursaspor sezon başında favori ‘flaş takım’ımdı. Ancak Fenerbahçe maçındaki oyunları biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Antalyaspor – Fenerbahçe maçında da değindiğim gibi o maçta Bursaspor’u bozan ve Fenerbahçe’ye galibiyeti getiren şey maçtaki düşük tempoydu. Bursaspor oyuncu yapısı itibariyle tempoyu seven bir yapıda ve rakibi Diyarbakırspor da onların tempolarını düşürmeye çalışacaktır.Son iki maçta ne gol attılar ne de yediler.
Bursaspor’da Ömer Diyarbakır’da da 3 gollü Tazemeta en önemli eksikleri olarak göze çarpıyor.Ben her şeye rağmen seyirci desteğiyle Bursaspor’un kazanmasını bekliyorum.

Tahmin : 1 Oran 1.45

Gaziantep – Ankaragücü

Yetenekli oyuncuları ve güzel futbol oynatmaya çalışan teknik direktörleriyle ligin en renkli takımlarından biri Gaziantepspor.
Ankaragücü’nde ise karışıklık hala hakim. Ankaraspor’dan gelen oyuncularla birlikte şişen kadro ve yönetimini beğenmediğim Hikmet Karaman’la çıkış yolu bulmaları da zor. Bu kadar karışık ve belirsizliğin hakim olduğu bir takımın bu sezon başarılı olmasını beklemiyorum açıkçası. Ev sahibi takımda Zurita’nın olmayışı büyük dezavantaj.

Tahmin : 1 Oran : 1.80

İstanbul Büyükşehir Belediye – Sivasspor

Sivasspor beklentilerin de ötesinde kötü başladı lige ve sadece 1 puanla ligde 17. sıradalar. İ.B.B de her zamanki gibi konsantrasyon sorununu yaşamaya başladı ve lige başladıkları hızı kaybettiler. Sivasspor acil olarak puan almalı ve tarafta desteği de olacaktır yanlarında.
Dinamikleri çok olan bir maç ve tahmin gerçekten zor ancak Sivasspor puan alır gibime geliyor.

Tahmin : 0-2 Oran: 1.33

Kayserispor – Kasımpaşa

Kasımpaşa geçen hafta Galatasaray’a zor anlar yaşattı. İyi kapandılar, özellikle ilk yarı iyi hücuma kapandılar ancak kalite farkına karşı koyamadılar ve 6. haftayı da puansız kapamak durumunda kaldılar.
Kayserispor da geçen hafta İnönü’de Beşiktaş’ı yenmeyi başardı. Özellikle o maçta artık Beşiktaş’ın kazanacağını düşünmüştüm ama Kayseri 3 puanı almayı başardı. Makakula’yı Ali Sami Yen’deki maçta çıplak gözle izleme imkanı bulmuştum ve Servet’in ilk kez bu kadar zorlandığını gördüm ki bu sezon Edin Dzeko’yu da durdurmada çok başarılı olmuştu. Olembe, Cangele ve Mehmet Eren’de bu sezon forma giriyorlar ve bu maçta tartışmasız favoriler.

Tahmin : 1 Oran: 1.30

Galatasaray – Eskişehirspor

Sezon başında bu yana zaten Galatasaray ile ilgili değerlendirmeleri yapıyoruz, tekrar etmeye gerek yok.
Eskişehirspor ise ideal bir Anadolu takımı görüntüsü çiziyor sezon başından beri. İçerde kazanıyor dışarıda 1 puanla dönüyor. Yani alması gereken bütün puanları alıyorlar. Şimdi sıra ekstra puana geldi. İstanbul deplasmanından alacakları puan güçlerinin ispatı olacaktırç O yüzden maça çok iyi asılacaklardır. Maç sonu tahmininden öte gol tahmini daha avantajlı gözüküyor.

Tahmin : 4-6 gol Oran: 1.85

Denizlispor – Manisaspor

Tahmin yürüteceğimiz son maç Ege derbisi olacak bu hafta. Denizlispor oynadığı son iki maçtan da puan aldı ve geçen haftayı ‘bay’ geçti.
Manisaspor ise gerçekten ligde iyi oynayan ekiplerden. Simpson, Nizamettin ve Sezer Öztürk çok etkili oyuncular ve her an maçı etkileyebilecek nitelikteler.Tek mağlubiyetlerini aldıklar Fenerbahçe maçında bile çok iyi oynadılar ve biraz da son dakikadaki ukalalıklarının kurbanı oldular.
Manisaspor teknik direktörü Mesut Bakkal Denizlispor’un eski hocası ve takımı iyi tanıyordur.

Tahmin:2 Oran : 2.30 (Garanti için 0-2 :1.30)
Tabi bunlar benim tahminlerim ve 3-4 maçlık kupanlar ya da sistem kuponları yapmak daha mantıklı olur. Umarım güvenip oynayanları yatırmayız=)

Deco vs. Volkan Şen

Anderson Luís de Souza - Deco


Volkan Şen

Türkiye'deki Altyapı Sorunu


Türkiye Ligi'nin en önemli parçalarından biri gurbetçi oyunculardır bildiğimiz üzere. Senelerdir özellikleAlmanya’da yetişmiş birçok oyuncu ligimizde forma giyiyor. Erhan Albayrak’tan tutun Ümit Karan’a(ligimizin en değerlisidir bana göre) Deniz Barış’tan Volkan Arslan’a bir çok isim 3 büyüklerde bile forma giydiler, giyiyorlar.

2009-2010 sezonunda da ligimizde altyapı eğitimini Avrupa’da almış tam 69 oyuncu bulunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor dışındaki bütün takımlar, yani 17 takım, kadrolarında en az bir tane gurbetçi oyuncuya yer vermişler.

Ayrıca Avrupa’da forma giyen(1. ve 2. liglerde) 139 tane Türk oyuncu var ve bunların da birçoğu yine futbol eğitimlerini yurtdışında almış gurbetçi vatandaşlarımız. Hasan Kabze, Gökdeniz Karadeniz, Fatih Tekke, Çağdaş Atan ve Tuncay Şanlı dışında ülkemizde yetişmiş ve bizim ihraç ettiğimiz bir oyuncu gelmiyor aklıma. Bu da demek oluyor ki bu 139 oyuncunun en az 130’u ( unutmuş olabileceklerimi düşünerek söylüyorum, yoksa bu sayı 134) yine ülkemizde yetişmemiş.

Tekrar Süper Lig’e döndüğümüz zaman, bu sezon ligimizde oynayan oyuncu sayısına bakarsak 513. Bu 513 oyuncunun da 134 tanesi yabancı uyruklu oyuncular.

Şimdi biraz hesap yaparsak eğer

134(yabancı sayısı) + 69 (gurbetçi sayısı) = 203
513(ligdeki tüm oyuncular)- 203= 310

Bu sayı ülkemizde yetişip ligimizde oynayan Türk oyuncuların sayısı.
İhraç ettiklerimizle beraber (aklıma gelen isimlere göre hesaplıyorum) 315 tane faal futbolcu yetiştirmişiz 70 küsür milyonluk ülkede..

Ligimizdeki gurbetçilerle Avrupa’dakileri topladığımızda ise

134 + 69 203

Bu sayıda Avrupa’da yetişmiş Türk oyuncuların sayısı, Yani yaklaşık 5 milyonluk bir toplulukta.

Kan aynı kan, millet aynı millet, yetenek aynı yetenek ama topraklar değişince, yani anlayış ve plan-program, ortaya müthiş bir fark çıkıyor. Bir tarafta 5 milyonda 203 oyuncu yetişiyor, öteki tarafta 70 milyonda 310 oyuncu. İşte Türkiye’deki sistemi(sistemsizliği) açıklayan en somut örnek.

Bu durumun nedenleri az çok biliniyor herkesçe ve tabiî ki bu durumunda birçok kişi farkında ama ben de olayın vahametini sayılarla göstereyim dedim. Belki başka bir postta nedenlerine de değiniriz uzun uzun, şimdilik sayılarla yetinelim dedim.

24 Eylül 2009 Perşembe

Delgado vs. Moritz

Mathias Delgado

Andre Moritz

23 Eylül 2009 Çarşamba

Gustavo Colman ve Alanzinho Transferi!!

Türkiye Süper Ligi'nden Galatasaray'da kimi görmek istersin diye sorsalar gözüm kapalı iki isim sayarım: Gökhan Gönül ve Gustavo Colman..
Son haftalarda beğensemde ve Rijkaard'dan övgü de alsa, kaliteli bir sağ bek transferinin ardından Sabri'yi gözlerin aramayacağını düşünüyorum. Gökhan'ın Milli takım performansını bir kenera bırakırsak (mesela Sabri de milli takımda çok daha başarılı) şu an avrupa'nın en kaliteli 5 sağ bekinden biridir bence. (Maicon, Ramos, Bosingwa, Srna diğer 4'ü benim gözümde) O yüzden son yıllarda Tuncay ile beraber Fenerbahçe'ye kaptırdığımız en önemli 2 oyuncudan biridir kendisi. Galatasaray'da olmasını isterdim açıkçası.

Neyse asıl konuya gelecek olursak da Gustavo Colman ismini yazarım hiç düşünmeden kadroya. Trabzonspor'a ilk geldiğinde hatırlanacağı üzere sol açık bölgesinde oynatıldı haftalarca ve o zamanlarda Colman bir ropörtajında asıl yerinin orta saha olduğunu ve sol açık bölgesine henüz alışamadığını söylemişti.

Sonra geçen sezonun devre arasında Alanzinho transferini gerçekleşti 4.5 milyon € gibi Trabzonspor için çok yüksek bir bedelle. E tabi bu paraya yapılan bir transferden harikalar yaratması beklendi ancak bireysel performans olarak beklentileri uyum sorunu fizik güç eksiği gibi nedenlerden dolayı karşılayamadı.. Ancak bu transferin bence Trabzonspor'a en büyük katkısı Colman'ın bir orta saha oyuncusu olduğunun hatırlanmasıydı. Geçen sezonun ikinci yarısının ilk maçında (aslında ilk devrenin son maçı olmalıydı ) Fenerbahçe karşısında izlemiştik ilk kez orta sahada ve arkadaşlarla ağzımız açık kalmıştı. Müthiş bir kondüsyon en az o derecede (daha da fazla )top tekniği ve oyunu yönlendirebilme yeteneğine sahip bir oyuncu. Orta sahada gerçek anlamda çift yönlü oynayabilen bir oyuncu hatta Türkiye Ligi'nde yanına da yazılabilecek isim sayısı çok az ( Emre, Ayhan, Zurita aklıma ilk gelenler ).

Geçen sezon ikinci yarının ortalarına doğru performansı düşmüş olsada orta sahada rüştünü ispatladı. Zaten bence bu düşüşün altındaki sorun kendisinden değil, takımda dribbling yapan ve topu kovalayamayan birçok ismin birarada sahada olmasındandı. Defansif olarak sırtına çok fazla yük biniyor ve her yere yetişemiyordu ayrıca bu sorumluluktan ötürü de hücuma fazla katkı yapamıyordu.

Yine bu sezonun ilk maçlarında da Engin, Alanzinho, Serkan, Umut gibi topu aldıktan sonra kafalarında pas tercihi olmayan bir çok oyuncunun aynı anda sahada olması Colman'ın performansına direk etki yapıyordu. Daha sonra Gabric gibi gerçekten oyun zekası diğer isimlerin üstünde olan bir oyuncunun takıma monte edilmesi, Engin ve Alanzinho'nun kızağa çekilmesiyle birlikte Colman da eski performansını yakaladı ve son 3 hafta: 2 gol 4 asist..

Şimdi bu 85 doğumlu isim yaşlanmış Ayhan'ın yanında Galatasaray'ın kadrosunda olması fena mı olur?? Hem Linderoth'tan ümit kesilmişken ve gönderilmesi kesinleşmişken yabancı kontenjanı problemi de yaşanmayacakken alınması faydalı olmaz mı? Bu transfer gerçekleştiği zaman orta sahanın çift yönlü oyuncu yükünü tek başına 33 yaşındaki Ayhan'ın başına yıkmamış oluruz ve rotasyon zamanı ya da sakatlık ceza vs. gibi durumlarda da orta saha tek yönlü iki isim olan Mehmet Topal ve Mustafa Sarp'a muhtaç kalmamış oluruz.

22 Eylül 2009 Salı

Levent Erdoğan'ın Açıklamaları


Hafta içinde Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan medyaya ilginç açıklamalar yaptı.Birçoğuna katılmamak elde değil;

'İbrahim Kaş'ı bedavaya gönderip, üstüne para verip geri alıyoruz. Fink diye adı sanı duyulmamış bir adam transfer ettik. Antep'e Tabata ve İsmail için 15 milyon avro ödedik. Yok böyle transferler.'

Fink bence kaliteli bir oyuncu ve Bundesliga'da birçok maçını izledim (özellikle geçen sezonun ikinci yarısında bjk'ye transfer olduğu için daha dikkatli izlemiştim) ve bence gayet yeterli ve kaliteli bir oyuncu. Geri kalan transfer hatalarına katılıyorum.

Ayrıca söylediği söz ; 'Demirören ile Denizli istifa etmeli, Denizli sezon başında aldığı 1.5 milyon € yu iade etmeli.' E peki Levent Erdoğan sen neden istifa etmiyorsun. Sen de bu yönetimde değil misin?? Eğer bu yönetimde söz sahibiysen bu hatalarda senin de payın var istifa etmelisin, eğer yönetim içinde bir ağırlığın yoksa ve sözün geçmiyorsa onurunu kurtarmak için istifa etmelisin. Yani her türlü istifa etmelisin Levent Erdoğan.

Şahsen ben Levent Erdoğan'ı sadece geçen sezonki çifte kupalı sezonun ardından gerçekleştirilen kutlamalarda eşşek üstünde gezöesiyle tanıdım ve her kutlamaya katılıp ilginç açıklamalar, iddialar ortaya attı.

Bu açıklamalardan en garibi de yine bu sezon Mustafa Denizli ile ilgili açıklamaları sırasında geldi. Bu tarz açıklamaları daha önce Bülent Uygun yapmıştı ve tepkimi belirtmiştim blogda. Ne dedi Levent Erdoğan; 'Geçen sezon zaten biz dularla şampiyon olmuştuk.'

Vay be Levent Bey. Bu kadar takım enayiydi de ülkenin en iyi hocalarına, hafızlarına dua için paralar vermiyorlarda oyuncu transferleri için uğraşıyorlar.

Başarının sırrı bu mudur yahu?? Dua etmek mi??..O zaman ÖSS'ye giren gençler, Avrupa'da maç yapan takımlarımız çalışmasınlar dua etsinler, sağdan soldan dua alsınlar da başarılı olsunlar. Tarihinin en büyük başarılarından birini bu yolla yakalamış bir takım var gözümüzün önünde. 20 sene sonra çifte kupa kazanan takımın bu başarısını nasıl kazandığını örnek almak başarıyı yakalamak için çok da yanlış bir tutum değil sonuçta. Zaten yazık oluyordu bu uğurlarda harcanan paralara..Saol Levent Erdoğan..

Fenerbahçe'de Prim Krizi

Daum'u tebrik etmek gerekir gerçekten. Türk insanını o kadar iyi tanımış ki yıllardır bu ülkede yaptıklarıyla bir çok insanın takdirini kazanmış ve 'helal olsun' dedirtmeyi başarmıştır..

Sezon başında geldiğinde; 'Fenerbahçe Manu, Barca, Real Madrid'le birarada anılmalıdır', 'Fenerbahçe'nin imkanları sınırsız, büyük bir dünya klübü', ve Aziz Yıldırım hakkında söylediği, biraz da yağlamaya kaçan sözleri. Mesela yine Guiza için dünyanın en iyi golcüsü sözleriyle daha gelir gelmez camiada kredisini çokça yükseltti. Hele hele ikinci kez takımın başına geçtiğinde, 'Daumsuz bu takım kurtulmaz' ortamının ortasında bile yerini daha da sağlamladı..

Son günlerde basına yansıyan bir durum da Fenerbahçe'deki prim krizi. Bir kere şunu söylemek gerekir; eğer Aykut Kocaman bu takımın Sportif Direktörü ise futbol takımı ile yönetim arasındaki köprü vazifesini sağlamaktan sorumlu tek kişidir. Eğer teknik direktörün üstündeki bu göreve getiriliyorsanız bu durumu sindirmeniz ve karşınıza gelebilecek zorluklara çözüm üretebilmelisiniz. İşte böyle bir ortamda futbolcularla yönetim arasında bir prim krizi doğdu ve her nedense bu durumu çözmesi gereken ismin Daum olduğu düşünüldü. Futbolcular ve basın bu konuda Daum'u sorumlu tutacakken Daum yine müthiş bir hamleyle, bence ilk kez tamamen doğru bir hareket, üstündeki bu kamburu hakettiği kişiye devrediyor.

Basın önünde bir kağıt parçasını Kocaman'ın eline tutuşturuyor ve insanlar Daum'un savunmasını ilettiğini düşünüyor. Ancak sonradan çıkan haberlere göre, hangi oyuncunun ne kadar prim alacağının yazılı bir kağıt olduğu ortaya çıkıyor. Sonra basın bunu Daum'un Kocaman'a attığı kazık olarak yorumluyor. Yahu bir takımın teknik direktörü mü sportif direktörü mü prim konusunu yönetimle görüşür Allah aşkına. Yönetimle futbolcu arasındaki en büyük ilişki primin kararlaştırılmasıdır. Onun dışında derbi maçlardan önce yada avrupadaki önemli maçlardan önce tesise gelip suni moral verme girişimleridir. Ee prim sorununun çözümünü sportif direktör yapmayacaksa, neyi yapacak Kocaman.. Daum'un el atmak zorunda kaldığı bir durumda Daum'un sorumluluğu herkesin önünde hakeden kişiye iletmesi neden 'kazık' olarak nitelendiriliyor, Kocaman bundan neden gocunuyor çözemedim bir türlü.. Sanırım ülkemiz, ülke futbolumuz bu tarz modern kademelere henüz hazır değil!!

Kasımpaşa 1-3 Galatasaray // Sabrın Gücü

Yine blogspota girmekte yaşadığım sorunlar yüzünden yazımı yine istediğim ve düşündüğüm saatte yazamadım. Bu saatten sonra çok birşey söylemenin manası yok ancak gördüğüm bazı şeyleri söylemek istedim farklı olarak..
Herkesin bildiği gibi maçın henüz başında Ali Güneş'in müthiş bir refleksle! çıkardığı topta hakem doğru kararı verebilse eğer maç çok çok erken bitecekti. Hakem sadece bu pozisyonda değil Kasımpaşa'lı oyuncuların bir çok tutumunda maçı Galatasaray'a hediye etmemek adına doğru kararları veremedi ( bence vermedi). Ali Güneş'in Kewell'ı düşürdüğü pozisyon (pazar gecesi de Bilica yapmıştı aynısını) mesela, orda da kırmızı kart vermedi ve 2 kere oyundan atılması gereken Ali Güneş, sakatlığı yüzünden tek sarı kartla oyundan çıkıyor, garip..

Ayrıca sol bek Sancak ne istedi maç boyunca anlayamadım. Yahu sen Keita'yı ne diye kendine didişilmesi gereken isim olarak benimsiyorsun. Normal şartlarda durduramayacağına mı inanıyorsun da saçma sapan hareketlerle onu kızdırıp, kırmızı kart filan göstertmeye çalışıyorsun. Bu kadar ucuza kaçmaman lazım Sancak, komik duruma düşürüyor bunlar seni. Çık adam gibi topunu oyna durdurabilirsen zaten herkes seni konuşurur, duruduramazsan da diğer oyuncular gibi sanada suç bulunmaz 'çocuk napsın kalite farkı var, onu orda oynatanda kabahat' derler..

Yazının sonunda da Galatasaray'da dikkat çeken bireysel performanslara değineyim biraz..Caner'de güven problemi var, oyun bilgisi defans oynamayı kaldıracak düzeyde değil.. Bu iki konuda yavaş yavaş kendini geliştirmesi sene sonunda Galatasaray'da kalmasına yardımcı olacaktır. Her topu uzun oynamamalı mesela çünkü onda topu yere indirip orta sahaya doğru güzel paslar çıkarabilecek kapasite olduğunu biliyoruz. Maçın en çok koşan ismi olması da onun adına artı bir istatistikti dün.

Kewell'a gelecek olursak bence hala fizik olarak yetersiz ve eski günlerini hala mumla aratıyor tüm oyun zekasına göre. Ancak işte oyun zekasının bu kadar üst düzeyde olması da maçın gidişatını her an değiştirebilcek oyuncu sınıfına sokuyor ve kolay kolay vazgeçemiyorsunuz kendisinden. Her nolursa olsun ilk 18 de yer almalı ve en az 45 dakika oyunda kalmalı ki zekasıyla fark yaratsın..

Keita son maçlardaki en verimli maçını çıkardı bu gece. İki asistinin yanında ilerde sürekli gezerek Sabri'ye ve Arda'ya sağ kanatta boş alanlar yarattı, Sancak'ın tuzaklarına hiç düşmedi..

Ve son olarak sözü tabi ki Nonda'ya getireceğim ancak farklı bir açıdan bakacam. Galatasaray'da Mustafa Sarp- Mehmet Topal işbirliğinin orta sahadaki pas trafiğini sağlamakta yeterli olmadığını ve bu yüzden oyunu rakip yarı sahada Barcelona gibi oynamak yerine kendi yarı sahasında Manu gibi oynamak durumunda kalıyor Galatasaray.. İşte bu ortaklığın olduğu yerde, yani Ayhan'ın sahada olmadığı dönemlerde Baros yerine Nonda'nın oyunda olması gerektiği son birkaç maçtır gözlemlediğim birşey.. Baros fizik olarak müthiş, süratli ve defansın dengesini gücü ile bozabilen bir oyuncu ve Panathinaikos maçında da gördüğümüz gibi öne geçilen maçlarda Manu gibi oynamak gerektiği zaman dünyanın en tehlikeli isimlerinden biri. Ancak durum bu geceki gibi olunca ilerde top turmak ve kapalı rakip defansı hataya zorlamak gerekecekse de oyun zekasıyla ve top tutup kendi arkadaşlarının rakip yarı sahaya konumlanmalarını sağlayabilecek Nonda'nın sahada olması bir zorunluluk gibi duruyor.Özellikle Ayhan'ın olmadığı maçlarda..

Galatasaray bugün çok iyi oynamadı ancak geriye düştüğü bir maçta kapanan ve her türlü çirkefliği yapmayı emir almış (Yılmaz Vural'dandır mutlaka) bir takıma ve ona çanak tutan bir hakeme karşı oyun disiplininden kopmayarak, doğru oyuncu değişiklikleri ve doğru oyunu sayesinde 6'da 6 yapmayı bildi ve Kadıköy'e kayıpsız gitme konusunda büyük bir adım daha atmış oldu (bu sene başından beri benim şahsi hedefimdir). Rakibi, onların tutumlarını ve hakemi tek bir akşamda tek tek yenmesi bu takıma olan inancımı ve duyduğum gururu artırdı her ne kadar rakip Kasımpaşa olsa da..
Not: Bilet fiyatlarını 120 lira yapan Kasımpaşa yönetimine karşı Adnan Polat'ın takındığı tavır da bu takımın bu sene başkanıyla taraftarıyla ve takımıyla nasıl kenetlendiğinin göstergesi (Ne klişe ama=) )

21 Eylül 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 1-0 İ.B.B// Ninni Gibi Maç

Öncelikle birkaç gündür yaşadığım sorunlardan dolayı bloga yazı yazamadım onu belirteyim. Çok da önemli maçlar oynandı ve yazacaklarım vardı ancak kısmet olmadı..

Maça gelince; hayatımda izlediğim en sıkıcı maçlardan biriydi, resmen uykum geldi. İki takımda üst üste 5 pas yapamadı ve bir de hakem Hüseyin Göçek’in yönetimi eklenince böyle tatsız tuzsuz bir maç çıktı ortaya..

Fenerbahçedeki tempo problemi devam ediyor. Kazım, Alex, Andre Santos ve Cristian Baroni’nin bir arada oynadığı takımda bu kadar düşük tempo aslında beni fazla şaşırtmıyor. Üstüne bir de takıma tempo kazandıran tek oyuncu olan Emre’nin cezalı oluşu tuz biber ekti Fenerbahçe’nin kötü oyununa. Yerine oynayan Mehmet Topuz da dinamik bir oyuncu fakat Emre’nin yerini dolduramadı bu bağlamda. İkisinin bir arada oynayabileceği bir taktik ve kanatlardaki oyunculardan birinin yerine daha sert bir ismin takıma monte edilmesi şart gibi gözüküyor çünkü iyi savunma yapan takımlara karşı büyük sıkıntı yaşıyor Fenerbahçe. Kaldı ki İstanbul Belediye’de savunmacı bir takım sayılmaz, orta sahada kazandıkları topları yana oynayarak tempoyu iyice düşüren bir takım görüntüsünde yıllardır. Zaten bu oyun anlayışları sayesinde sabırsız büyük takımlara karşı başarılı sonuçlar alıyorlar..

Aslında maç ile ilgili yazacak fazla bir şey yok. Temposuz, pozisyon açısından son derece kısır bir maç oldu. Böyle bir maçta bile Guiza’ya yapılan protestoyu anlamak mümkün değil. Sahada basmadık yer bırakmadı, inanılmaz derecede mücadele etti ama arkasında oynayan isimlerin koşu yollarına pas atamaması bulduğu tek pozisyonu kaçırmasıyla birleşince yine gereksiz bir protestoya maruz kaldı. Arkadan bu kadar az desteğin geldiği bir maçta defanstaki bütün İ.B.B oyuncuların sadece Guiza’ya konsantre olmalarını ve onu etkisiz kılmalarını tribünlerin anlaması gerekirdi bence.

Baroni stoperi 3’leme konusunda Mehmet Topal’ın da çok ötesinde, takım adeta 5-4-1 oynuyor. Önliberonuzun bu kadar savunmaya gömüldüğü bir anlayışla oyunu 60-70 metrelerde oynamaya ve sonucunda da pozisyona girmekte zorlanmaya mahkum oluyorsunuz. Artık Daum’un taktiği mi yoksa Baroni’nin oyun yapısı tamamen bu yönde mi bilemiyorum ama acilen bir elin atılması gerek bu konuya da. Yoksa bu şartlarda beğenilmeyen Selçuk ve Deniz(bence çok iyi bir oyuncu) yine 11’de sahaya çıkar ve Fenerbahçe tribünleri homurdanmaya başlar.

İ.B.B bugün amatör bir takımdan farksızdı. Kazandıkları hiçbir topu ileriye olumlu olarak aktaramadılar ve ön oyuncularını pozisyona sokamadılar. E bu konuda posası çıkmış Okan’dan medet uman bir takımın da bu hali çok şaşırtıcı olmasa gerek. Ayağına gelen topları Lugano ve Bilica gibi hava hakimiyeti üst düzey oyunculardan bir defansın üstünden atmaya çalışması da bu tecrübedeki bir oyuncuya hiç yakışmadı. Posası çıkmış dedik ama bunu uygulamak (en azından çalışmak) için formda olmaya gerek yok biraz akıl yeterlidir. Sezon başından beri Fenerbahçe’nin defansın arasına atılan toplarda yaşadığı zaafı da göz önünde bulundurursak bu tutumun hangi mantıkla sahada ısrarla denendiğini de sorgulamak gerekir.

İ.B.B gibi bir takımın Kadıköy’de İbrahim Akın ve Taner Gülleri gibi defans arkası koşuları etkili oyuncuları kenarda oturtması da başka bir gariplikti. Evet İbrahim formda değil, Taner de sakatlıktan sonra tam olarak toparlanamadı ama bu kadar kaliteli ve tecrübeli iki oyuncunun sahada yer alması her açıdan daha doğru olurdu.

Neyse uzatmayalım, dediğim gibi uykumu getiren bir maçla ilgili yazacak fazla bir şey yok açıkçası. Biraz değindik ama son paragrafta tepkimizi daha net koyalım. Hüseyin Göçek bugün nasıl maç yönetilmezin dersini verdi izleyen herkese. Mücadeleye (sertlik demiyorum) bu kadar taviz vermeyen bir hakemin yönettiği maçında güzel geçmesi beklenemezdi zaten. Oyuncular daha yere düşmeden ve faulü hissetmeden çalınan düdükler zaten kötü olan maçın içine iyice limon sıktı..

Not: Yaşadığım sorunlar az da olsa devam etmekte bu yüzden fotoğraf ekleyemedim. Olsun buna da şükür en azından maç yazısını yayınlayabildik uzunca bir aradan sonra..

16 Eylül 2009 Çarşamba

Türkiye 67-69 Slovenya//Takım Karakteri

Turnuvanın başından beri ilk kez maça konsantre başlayamadık, savunma sertliğini sağlayamadık ve skor üretmekte çok zorlandık. Öyle ki attığımız 15 sayının 12'sini Ersan tek başına kaydetti. İkinci çeyreğe de ilk çeyrek gibi kötü başlayınca bir anda Slovenleri de şaşırtan 19 sayılık bir fark oluştu. O dakikadaki Tanjevic'in molası sonrası müthiş bir patlama yapıp 14-2 lik seriyle 7 sayı geride kapattık ilk devreyi ki bu bizi maça döndüren 2 dakikaydı. Bu takımın karakterinden şüphe duymuyorum ancak devreyi 20 sayı gibi bir farkla geride kapatsaydık ikinci yarı formalite olabilirdi.

İkinci yarıya da ilk yarının son dakikalarındaki serinin verdiği ekstra güçle başladık ve Slovenleri uzunca bir süre potayı göstermedik. Pota altını bırakın 3'lük çizgisinden içeri giremeyen Slovenler buldukarı 5 üçlükle sürekli maça tutundular ve hatta 3. çeyreğin büyük bölümünde de az da olsa öndeydiler. Sırbistan ile oynadık, Litvanya ile oynadık bu takımları bile belli bir yüzdenin altında tutmayı başardık ancak bugün Slovenya'ya karşı çaresiz kaldık. Baskı altında, ellerin bu kadar şutu bozduğu bir savunmada 3 sayılık atışlarla oyunda kalabiliyorlarsa yapabileceğiniz fazla bir şey kalmıyor. O kadar yüzdeli atışlara rağmen pota altını usanmadan savunmamız yine takdire şayan bir durumdu. Neredeyse koskoca ikinci yarı pota altından sayı yemedik ve rakibi 69 sayıda tutmayı başardık. Maçı kaybetmemize rağmen milli takıma olan saygım bir kat daha arttı.

Hücumda istediklerimizi yapamadığımız ve 3-lük yağmuruna tutulduğumuz maçta dahi son topu sayı yapabilseydik maçı kazanacaktık, işte basketbol takımımızın karakterini gösteren müthiş bir örnekti bu maç mağlubiyete rağmen. Son topu Tanjevic harika çizmiş ve Ender de muazzam oynadı ancak 2. yarı hiç oyuna girmeyen Engin'in son topu kullanması biraz riskliydi. Ancak orda topu Ersan'a ya da Hidayet'e aktarsaydık o kadar rahat bir atışla maçı bitiremeyecektik orası da kesin. Yani iki takım da son topta kumar oynadı. Slovenya Engin Atsür'ün atışını riske etti, biz de beklenmedik oyuncuyla maçı kazanmak istedik. Kumarı kazanan Slovenya maçı da kazandı ve grup lider oldu.

Bu Slovenya karşımıza bir daha çıkarsa şayet maçı çok rahat seyredeceğim çünkü hiç bir takım her zaman 3 sayılık atışlarla maç kazanamaz. Koskoca ikinci devre boyunca basketbolun doğrularını yapmadan oynadılar buna karşılık bizim özellikle savunmadaki gayretimiz muhteşemdi. Bu da olası bir ikinci maçta bizim favori olduğumuzun kanıtdır.

Şimdi rakip Yunanistan. Spanoulis'in önderliğinde şampiyonluğun en büyük favorilerindeler ancak milli takımımız şu ana kadarki karakterini sahaya yansıtır, savunma sertliğini korursa ve tabi Hidayet'in de devreye girmesiyle yarı finale çıkarız. Savunma sertliğini oyunun her yanına yaymamız gerektiği kesin ancak bir gerçek daha var ki o da Spanoulis'e ekstra bir savunma gerekeceği.Zaten Yunanistan'ı durdurmanın en kolay yolu da bu.Spanoulis'i durdurmak..

13 Eylül 2009 Pazar

Türkiye'de Basketbol vs. Futbol

Dün gece bir arkadaşımla sohbet ederken şöyle bir şey söyledi:

'Abi anlamıyorum, basketbola futbolun 10'da 1'i kadar değer veriyoruz ama basketbolda daha başarılıyız.'

İlk bakıldığında tezat bir durum gibi gelebilir ama bence basketbolun daha başarılı olmasının altında yatan nedenlerin başında geliyor: Olur olmadık herkes işin içinde değil..

Lise yıllarında hem basketbol hem de futbol oynadım ve o senelerde farkettim ki basketbolun içindeki insanlar daha elit kişiler.Hemen hepsi üniversite mezunu ve kültür seviyeleri hayli yüksek insanlar. Bu durum hem algı düzeylerini hemde hitap seviyelerinde artı bir etkiye neden oluyor.Futbolda ise varoş sporu olarak bilindiğinden, uğraşan insanların da çoğunun yetersizlikleri her an gözlemlenebilir bir gerçektir.Bu fark çok açıktır ve örnek vermek gerekirse Euro Basket 2009 maçlarının yorumcusu kadar kaliteli yorum yapabilen kaç insan var türk futbolunun içinde? İlgilendiği sporu bu kadar iyi bilen, düşündüklerini bu kadar düzgün bir biçimde aktarabilen kaç tane yorumcu var? Benim aklıma bir isim gelmiyor açıkçası.En yakın isim de Rıdvan'dır bana kalırsa ama 2. bir isim Uğur Meleke olabilir. Basketbolda ise Kaan Kural, Yiğiter Uluğ, hatta spiker olan Murat Murathanoğlu ve Murat Kosovay'ı ve daha birçok ismi listeye dahil edebiliriz.Mesela hiçbir basket maçında şöyle bir yorumla karşılaşmazsınız bu ülkede:

Spiker(yorumsuz geçen 10 dakikanın ardından):Evet Sn. .......... son 10 dakika için ne söyleyeceksiniz.

Yorumcu:Evet fark 4'e düştü ama Ender iki 3'lükle farkı tekrar 10'a çıkardı.

Bu kültür seviesinin farklılığının bir başka boyutu da oyuncusuna olan tavrıdır hocanın. Bir kaç büyük takım dışında altyapılarda futbol oynamış ya da futbol oynamış bir tanıdığı olanlar ne demek istediğimi anlamışlardır. Küfür, tokat, tehdit vs. herşey mevcuttur bu takımların teknik adamlarında(teknik adam filan değillerde neyse).Futbolu sadece 'ayağında top tutma, tek oyna' olarak açıklayabilen insanlar bu tek bildiklerini de yapamadığın zaman hiç bir lafı söylemekten çekinmezler ve bu da küçük yaştaki bir çocuğun psikolojisine nasıl bir etki yapar tahmin etmek zor değil herhalde. Mesela hiç bir basketbol coach unun topla dışarı çıkan oyuncusunun annesine, ailesine vs. küfür ettiğini bilmem ama futbol antrenörlerinin bu tutumlarına defalarca şahit oldum ve duydum. Bir arkadaşım maç içinde hocasının yanına çağırıp kendisine tokat atması sonucu futbolu bırakmıştır mesela, başka bir arkadaşım topu taça çıkardı diye tahmin bile edemeyeceğiniz küfürlere maruz kaldığının şahidiyim(ki bu isim genç oyuncu yetiştirme konusunda uzman biri olarak görülür).

Şu ana kadar iki sporla uğraşan insanların aralarındaki farklardan bahsettik ve son olarak da sistemler arasındaki farktan bahsedip yazıyı bitirelim.

Lise takımındayken İstanbul Şampiyonası'nda şu an milli takımda veya Beko Basketbol Ligi'nde oynayan 87 yaş grubu birçok isimle oynama fırsatı buldum.Mesela Şehremini Lise'sinin pota altı Oğuz Savaş-Semih Erden ikilisiydi..Selim Pars Koleji'nde Cenk Akyol, Bahçeşehir Lise'sinde Serhat Çetin ile Sabri Çalışkan'da Soner-Caner kardeşler Ceyhun vs. ile de oynama ve maç sonralarında konuşma imkanı buldum..Basketbol da işleyen sisteme o konuşmalar sırasında şahit oldum..Kısaca açıklamak gerekirse; hepsi aynı klüpte oynuyorlar ve klüpleri anlaşmalı olarak oyuncularını tek bir lisede okutuyorlar ayrıca takımın coach ları okulda da bu isimlerle çalışıyor ve bu sayede klüp antremanı dışında da günün 8-10 saati ellerinin alında bu isimleri eğitme şansı buluyorlar(hem sosyal hem sportif anlamda).O zamanlar Ülker, Efes Pilsen ve Darüşafaka bu sistemi uyguluyordu (ve Fenerbahçe'de kendi kolejinde bu uygulamaya gidiyordu) ve dikkat ettiğiniz zaman yetenekli genç oyuncular hep bu klüplerin bünyesinden çıkıyor, yani hepsi bir sistemin ürünüdür.Futbolda ise anlaşmalar 'çocuğa bir lise diploması kazandıralım da başına bişi gelirse bir işe girebilsin' mantığıyla yapıldığı için bu kadar potansiyelli bir havuzdan senede taş çatlasa 2 isim çıkıyor 70 milyonluk ülkede...

Uzun lafın kısası basketbol daha işi bilen elit kişilein ellerinde daha sistemli bir şekilde yapılan bir spor iken futbol cahillerin elinde disiplinden uzak bir program dahilinde yapıldığı için bu kadar ilgi ve kaynak farkına rağmen basketbolda daha büyük başarılar kazanabiliyoruz.

Not:Basketbolda çok çok mu başarılıyız, hayır ama basketbolla futbol arasındaki ilgi ve kaynak farkına baktığımız zaman elde edilen başarıyı abartmak futboldaki kadar absürt olmasa gerek..