Others etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Others etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2009 Pazar

Haifa Wehbe


%100 cotton

25 Eylül 2009 Cuma

Şansa Bak!!

Uefa kendi resmi sitesinde Galatasaray'ı haftanın takımı ilan etti. Galatasaray'ın şansı bu sezon her alanda kendisini gösteriyor!!.He tabi bir de 10. hafta olmadıktan sonra bir değeri da yok bu 'pick of the week' ödülünün..

Ayrıca haftanın oyuncusu olarak Raul Gonzalez, Haftanın maçını da normal olarak Manchester United-Manchester City olarak seçilmiş.

Türkiye'deki Altyapı Sorunu


Türkiye Ligi'nin en önemli parçalarından biri gurbetçi oyunculardır bildiğimiz üzere. Senelerdir özellikleAlmanya’da yetişmiş birçok oyuncu ligimizde forma giyiyor. Erhan Albayrak’tan tutun Ümit Karan’a(ligimizin en değerlisidir bana göre) Deniz Barış’tan Volkan Arslan’a bir çok isim 3 büyüklerde bile forma giydiler, giyiyorlar.

2009-2010 sezonunda da ligimizde altyapı eğitimini Avrupa’da almış tam 69 oyuncu bulunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor dışındaki bütün takımlar, yani 17 takım, kadrolarında en az bir tane gurbetçi oyuncuya yer vermişler.

Ayrıca Avrupa’da forma giyen(1. ve 2. liglerde) 139 tane Türk oyuncu var ve bunların da birçoğu yine futbol eğitimlerini yurtdışında almış gurbetçi vatandaşlarımız. Hasan Kabze, Gökdeniz Karadeniz, Fatih Tekke, Çağdaş Atan ve Tuncay Şanlı dışında ülkemizde yetişmiş ve bizim ihraç ettiğimiz bir oyuncu gelmiyor aklıma. Bu da demek oluyor ki bu 139 oyuncunun en az 130’u ( unutmuş olabileceklerimi düşünerek söylüyorum, yoksa bu sayı 134) yine ülkemizde yetişmemiş.

Tekrar Süper Lig’e döndüğümüz zaman, bu sezon ligimizde oynayan oyuncu sayısına bakarsak 513. Bu 513 oyuncunun da 134 tanesi yabancı uyruklu oyuncular.

Şimdi biraz hesap yaparsak eğer

134(yabancı sayısı) + 69 (gurbetçi sayısı) = 203
513(ligdeki tüm oyuncular)- 203= 310

Bu sayı ülkemizde yetişip ligimizde oynayan Türk oyuncuların sayısı.
İhraç ettiklerimizle beraber (aklıma gelen isimlere göre hesaplıyorum) 315 tane faal futbolcu yetiştirmişiz 70 küsür milyonluk ülkede..

Ligimizdeki gurbetçilerle Avrupa’dakileri topladığımızda ise

134 + 69 203

Bu sayıda Avrupa’da yetişmiş Türk oyuncuların sayısı, Yani yaklaşık 5 milyonluk bir toplulukta.

Kan aynı kan, millet aynı millet, yetenek aynı yetenek ama topraklar değişince, yani anlayış ve plan-program, ortaya müthiş bir fark çıkıyor. Bir tarafta 5 milyonda 203 oyuncu yetişiyor, öteki tarafta 70 milyonda 310 oyuncu. İşte Türkiye’deki sistemi(sistemsizliği) açıklayan en somut örnek.

Bu durumun nedenleri az çok biliniyor herkesçe ve tabiî ki bu durumunda birçok kişi farkında ama ben de olayın vahametini sayılarla göstereyim dedim. Belki başka bir postta nedenlerine de değiniriz uzun uzun, şimdilik sayılarla yetinelim dedim.

13 Eylül 2009 Pazar

Türkiye'de Basketbol vs. Futbol

Dün gece bir arkadaşımla sohbet ederken şöyle bir şey söyledi:

'Abi anlamıyorum, basketbola futbolun 10'da 1'i kadar değer veriyoruz ama basketbolda daha başarılıyız.'

İlk bakıldığında tezat bir durum gibi gelebilir ama bence basketbolun daha başarılı olmasının altında yatan nedenlerin başında geliyor: Olur olmadık herkes işin içinde değil..

Lise yıllarında hem basketbol hem de futbol oynadım ve o senelerde farkettim ki basketbolun içindeki insanlar daha elit kişiler.Hemen hepsi üniversite mezunu ve kültür seviyeleri hayli yüksek insanlar. Bu durum hem algı düzeylerini hemde hitap seviyelerinde artı bir etkiye neden oluyor.Futbolda ise varoş sporu olarak bilindiğinden, uğraşan insanların da çoğunun yetersizlikleri her an gözlemlenebilir bir gerçektir.Bu fark çok açıktır ve örnek vermek gerekirse Euro Basket 2009 maçlarının yorumcusu kadar kaliteli yorum yapabilen kaç insan var türk futbolunun içinde? İlgilendiği sporu bu kadar iyi bilen, düşündüklerini bu kadar düzgün bir biçimde aktarabilen kaç tane yorumcu var? Benim aklıma bir isim gelmiyor açıkçası.En yakın isim de Rıdvan'dır bana kalırsa ama 2. bir isim Uğur Meleke olabilir. Basketbolda ise Kaan Kural, Yiğiter Uluğ, hatta spiker olan Murat Murathanoğlu ve Murat Kosovay'ı ve daha birçok ismi listeye dahil edebiliriz.Mesela hiçbir basket maçında şöyle bir yorumla karşılaşmazsınız bu ülkede:

Spiker(yorumsuz geçen 10 dakikanın ardından):Evet Sn. .......... son 10 dakika için ne söyleyeceksiniz.

Yorumcu:Evet fark 4'e düştü ama Ender iki 3'lükle farkı tekrar 10'a çıkardı.

Bu kültür seviesinin farklılığının bir başka boyutu da oyuncusuna olan tavrıdır hocanın. Bir kaç büyük takım dışında altyapılarda futbol oynamış ya da futbol oynamış bir tanıdığı olanlar ne demek istediğimi anlamışlardır. Küfür, tokat, tehdit vs. herşey mevcuttur bu takımların teknik adamlarında(teknik adam filan değillerde neyse).Futbolu sadece 'ayağında top tutma, tek oyna' olarak açıklayabilen insanlar bu tek bildiklerini de yapamadığın zaman hiç bir lafı söylemekten çekinmezler ve bu da küçük yaştaki bir çocuğun psikolojisine nasıl bir etki yapar tahmin etmek zor değil herhalde. Mesela hiç bir basketbol coach unun topla dışarı çıkan oyuncusunun annesine, ailesine vs. küfür ettiğini bilmem ama futbol antrenörlerinin bu tutumlarına defalarca şahit oldum ve duydum. Bir arkadaşım maç içinde hocasının yanına çağırıp kendisine tokat atması sonucu futbolu bırakmıştır mesela, başka bir arkadaşım topu taça çıkardı diye tahmin bile edemeyeceğiniz küfürlere maruz kaldığının şahidiyim(ki bu isim genç oyuncu yetiştirme konusunda uzman biri olarak görülür).

Şu ana kadar iki sporla uğraşan insanların aralarındaki farklardan bahsettik ve son olarak da sistemler arasındaki farktan bahsedip yazıyı bitirelim.

Lise takımındayken İstanbul Şampiyonası'nda şu an milli takımda veya Beko Basketbol Ligi'nde oynayan 87 yaş grubu birçok isimle oynama fırsatı buldum.Mesela Şehremini Lise'sinin pota altı Oğuz Savaş-Semih Erden ikilisiydi..Selim Pars Koleji'nde Cenk Akyol, Bahçeşehir Lise'sinde Serhat Çetin ile Sabri Çalışkan'da Soner-Caner kardeşler Ceyhun vs. ile de oynama ve maç sonralarında konuşma imkanı buldum..Basketbol da işleyen sisteme o konuşmalar sırasında şahit oldum..Kısaca açıklamak gerekirse; hepsi aynı klüpte oynuyorlar ve klüpleri anlaşmalı olarak oyuncularını tek bir lisede okutuyorlar ayrıca takımın coach ları okulda da bu isimlerle çalışıyor ve bu sayede klüp antremanı dışında da günün 8-10 saati ellerinin alında bu isimleri eğitme şansı buluyorlar(hem sosyal hem sportif anlamda).O zamanlar Ülker, Efes Pilsen ve Darüşafaka bu sistemi uyguluyordu (ve Fenerbahçe'de kendi kolejinde bu uygulamaya gidiyordu) ve dikkat ettiğiniz zaman yetenekli genç oyuncular hep bu klüplerin bünyesinden çıkıyor, yani hepsi bir sistemin ürünüdür.Futbolda ise anlaşmalar 'çocuğa bir lise diploması kazandıralım da başına bişi gelirse bir işe girebilsin' mantığıyla yapıldığı için bu kadar potansiyelli bir havuzdan senede taş çatlasa 2 isim çıkıyor 70 milyonluk ülkede...

Uzun lafın kısası basketbol daha işi bilen elit kişilein ellerinde daha sistemli bir şekilde yapılan bir spor iken futbol cahillerin elinde disiplinden uzak bir program dahilinde yapıldığı için bu kadar ilgi ve kaynak farkına rağmen basketbolda daha büyük başarılar kazanabiliyoruz.

Not:Basketbolda çok çok mu başarılıyız, hayır ama basketbolla futbol arasındaki ilgi ve kaynak farkına baktığımız zaman elde edilen başarıyı abartmak futboldaki kadar absürt olmasa gerek..

9 Eylül 2009 Çarşamba

Afeti Gördüm!!

Birçok üniversite öğrencisinin olduğu gibi benim de başımda zorunlu staj belası var..Hele bir de Sarıyer'de ikamet eden biri için Güneşli de staj yapmak tam bir işkence oluyor.
Servisle yolculuk etmeme rağmen 3 saatten fazla zaman geçiriyodum yolda ancak bugün bildiğiniz sel felaketi yüzünden 6 saatim yolda geçti ve işin kötüsü staja da gidemedim.Yolda geçen 3. saatten sonra artık pes ettik ve dönmeye çalıştık ama onu da pek beceremedik.Halkalı-Sefaköy-Havaalanı-Florya-Zeytinburnu vs. vs derken 6. saat sonunda eve varabildik.

Eğer yağmur 1 saat geç başlamış olsaydı o otobüs tepelerinde kurtarılmayı bekeyen insanlardan biri de ben olucaktım muhtemelen.Allah'tan biz yoldayken polisler yolu kapattılar yoksa tam da orda olacaktım bugün..

Yol kenarında o tırları yutan seli (gölü) görebilmiştik ama açıkçası altında 14 kişinin yattığını tahmin etmemiştim..Duyunca gerçekten çok üzüldüm,orda ki yağmuru, seli duyamayacak şekilde uyuyan,yorulmuş ekmek peşindeki insanların bu şekilde can vermeleri çok üzücü..Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum..

He birde yetkililerin tutumu var..Daha dün Trakya'da kaç kişi ölmüş, o yağmurun benzerinin bugün İstanbul'da beklendiği herkesce biliniyor da dere ağzındaki yollar neden felaket olmadan kapanmıyor anlamak mümkün değil.Tabi başlarında 'bu tablo İstanbullunun tedbirsizliğinin sonucudur' açıklamasını yapan bir belediye başkanı varken normal karşılanabilir!!Herhalde İstanbullu tedbirini 29 Mart 2009'da almayarak çoktan geç kalmıştı!!

6 Eylül 2009 Pazar

Futbolda Tekdüzelik!!

'Her takımda birkaç tane top sürmeyi seven oyuncu olur, ama bu rakam 5'e, 6'ya çıkarsa iyi olmaz'
Rijkaard'ın röportajından bir cümle..İlk olarak extensorun blogunda okumuştum bu röportojı ve bu cümlenin Trabzonspor için söylenmiş olduğunu düşündüğümü söyledim..Baktığınızda; Engin Baytar, Yattara, Alanzinho; Serkan Balcı, Gabric vs. gibi oyuncular var ve bunlardan 4 tanesi değişmeli olarak ilk 11 de oynuyorlar(ki yattara hala takıma dönmedi).

Gece Arjantin-Brezilya maçını izlerken de aklıma bu cümle geldi..Düşünün bir takımda Messi, Tevez, Aguero var ve bunların yanında pek tanımadığım ama gayet teknik bir Jesus Datolo oynuyor ancak inanılmaz bir kopukluk ve yardımlaşmadan uzak hücum organizasyonları(organizasyon da lafın gelişi, hiç bir organize atak yok)ile sıkışan bir oyun..

Kağıt üzerinde baktığınız zaman milli takımlar düzeyinde dünyanın et etkili hücum hattının Arjantin'de olduğu söylenebilir..Düşünün bir takımda Messi, Aguero, Tevez, Maxi Rodrigez ve Jesus Datolo var ama dün akşamda görüldüğü gibi futbolda tekdüzelik başarısızlığın en büyük nedenlerinden biridir..Dün Arjantin bu kadroya rağmen pozisyona girmekte o kadar zorlandı ki izleyen hemen herkes şaşırmıştır bu duruma ama Rijkaard bunu haftaiçi zaten söylemişti..Maradona'nın teknik direktörlük vasıflarının da ne kadar zayıf olduğunu da görmüş olduk bu vasıtayla..İkinci yarıya Aguero ile başlayacağına Milito'yu koysa sağa Messi'yi(neden forvet arkası oynattı anlamadım)Tevez'i ya da Aguero'yu(Tevez Aguero değişikliğiyle Aguero ile başlanabilirdi)sola yakın oynatsa eminim hücumda daha fazla şey üretirdi çünkü bu sefer Brezilya'nın durdurmak zorunda olacağı hücum tipi tek olmayacaktı; hava topları, kaleye sırtı dönük oyuncunun duvar olup verkaçlarla kaleye yaklaşmaları gibi farklı hücum organizasyonlarına sahip olabilirlerdi..

Ben bu tekdüzeliği yıllardır başka bir milli takımda da gözlemliyorum ve herkesin şaşırdığı başarısızlıklarını çok normal karşılıyorum.O diğer takım da İngiltere..Düşünün bir takımın orta sahası Gerard ve Lampard'dan oluşuyor(hatta artık Gareth Barry de katıldı o ikiliye).İlk bakışta dünyanın en iyi orta saha oyuncularından ikisinin bir takımda olması avantaj gibi görülebilir ancak bu iki oyuncu da birbirinin kopyası olunca olmuyor işte..Yapabildikleri birbirine çok yakın olunca savunması da, ne kadar kaliteli olursa olsun, daha kolay oluyor..Zaten bu iki ismin çok yaratıcı oyuncular olmaması oyunun sıkıştığı dakikalarda İngiltere'nin elini kolunu bağlıyor..Evet şu an 7'de 7 ile gidiolar ve grupları sert bir grup ama ben 2010 Dünya Kupası'nda yine kağıt üzerindeki kadro kalitelerine yakışır bir başarı alamayacaklarını düşünüyorum ki bu iki isme birde Gareth Barry eklenmişken.

28 Ağustos 2009 Cuma

Süper Kupa

Aşağıda UEFA Süper Kupa’sının tek maçlı sistemle sahibini bulmaya başladığı 1998 yılından itibarenki sonuçları var .%64lük bir oranla kupa 2 galipleri kazanmış Süper Kupa'yı.

2008
Zenit (C2)(RUS) 2 - 1 Manchester United (C1)(İNG)
2007
Milan (C1)(İTA) 3 - 1 Sevilla (C2)(İSP)
2006
Sevilla (C2)(İSP) 3 - 0 Barcelona (C1)(İSP)
2005
Liverpool (C1)(İNG) 3 - 1 CSKA Moskova (C2)(RUS) (Uzatmalarda)
2004
Valencia (C2)(İSP) 2 - 1 FC Porto (C1)(POR)
2003
A.C. Milan (C1)(İTA) 1 - 0 FC Porto (C2)(POR)
2002
Real Madrid (C1)(İSP) 3 - 1 Feyenoord (C2)(Hol)
2001
Liverpool (C2)(İNG) 3 - 2 Bayern Munich (C1)(ALM)
2000
Galatasaray SK (C2)(TUR) 2 - 1 Real Madrid (C1)(İSP)(Altın gol)
1999
Lazio (C2)(İTA) 1 - 0 Manchester United (C1)(İNG)
1998
Chelsea (C2)(İNG) 1 - 0 Real Madrid (C1)(İSP)

Bu sene Türkiye Süper Kupa’sını kupa 2 galibi statüsünden gelen Fenerbahçe,İtalya Süper Kupa’sını yine aynı şekilde Lazio, İngiltere’de Chealsea,Almanya’da da yine kupa 2 şampiyonu Werder Bremen kazandı.Büyük liglerden sadece Fransa'da Bordeaux ve İspanya'da Barcelona(ki gece yine aynı statüyle bir başka süper kupa maçına çıkacak) kupa 1 galibiyken Süper Kupa'yı kazanabildiler.

Barca'nın olduğu yerde süprize pek yer yok tabi ama Shaktar kazanırsa da istatistikler 'ben demiştim' der..